Lazer Epilasyon, Tıbbi Bir İşlemdir

Kimlere Uygulanabilir? Epilasyondan Beklentiler Nelerdir?                  

İ​stenmeyen kıllardan kurtulmak; ergenlik dönemi itibariyle hemen her bireyin, istekleri arasındadır. Geçici etkili bir çok kıl alma yöntemi olmasına rağmen kılların uzun süreli olarak yok edilememesi sorunu lazerlerin icadı ile ortadan kalkmıştır. Kılların kalıcı olarak yok edilmesinde hızlı ve invazif olmayan bir yöntem ihtiyacı çeşitli ışık kaynaklarının geliştirilmesini sağlamıştır.

Lazer ışığı bildiğimiz ışıktan farklı olarak, ışığın tek dalga boyunda düz bir demet halinde yayılmasıdır. Milisaniyelik atışlarla cilt üzerine uygulanan lazer ışını, kıla rengini veren melanin pigmenti tarafından emilir ve çevre dokuya zarar vermeden seçici olarak kıl kökünde yoğunlaşır. Burada oluşan ısı kıl kökünü tahrip eder. Yanan kılların bir kısmı hemen dökülür bir kısmı da 2-3 hafta içinde deriden atılır.

Epilasyon Amaçlı Kullanılan Lazer Tipleri

Günümüzde lazerleri içinde altın standart olarak kabul edilen Alexandrite lazerler 755 nm dalga boyunda ışık sağlamaktadır. Uzun dönem etkinliği %65-80 arasındadır. Deri tipi 1-3 arasında olan(açık cilt rengine sahip) kişilerde güvenle kullanılır, deri tipi 4-6 arası olanlarda güvenilirliği azdır . 

Diod lazerler ise 810 nm dalga boyunda ışık sağlayabilen, deri tipi 1-5 ( açık tenli, buğday ve koyu buğday cilt renkleri) arasında olan bireylerde yoğun enerji ve kısa atım süresi ile etkili kıl kaybı sağlamaktadır.

ND-YAG lazerler 1064 NM dalga boyunda uzun atımlı lazerlerdir ve koyu tenli bireylerde epilasyon için altın standart olarak kabul edilmektedir. 

Lazer Epilasyon, Hangi Vücut Bölgelerine Yapılır?

Burun içi ve kulak boşluğu hariç olmak üzere tüm vücut bölgelerine lazer yapılabilir. Kadınlarda en çok üst dudak, çene, genital, koltukaltı, kol ve bacak, erkeklerde ise, sırt, göğüs ve sakal bölgelerine uygulanabilir.

Lazer Epilasyonda Neden Birden Fazla Seans Gerekir?

Vücudumuzdaki kılların , doğum(anagen),gelişme(katagen) ve ölüm(telogen) gibi değişik yaşam evreleri vardır. Aynı bölgede değişik evrede bir çok kıl bir arada bulunmaktadır .Lazer sadece gelişme fazındaki tüylerde etkilidir. Kılın lazere en duyarlı olduğu evreyi bulmak için lazer uygulaması belirli aralıklarla tekrarlanmalıdır. Ortalama 6-8 seans tekrarı gereklidir. Seans sayısı kişisel değişkenlikler gösterebilir. Seans aralığı yüz bölgesinde 1-1,5 ay, vücut bölgelerinde 1-2 aydır. Tedavi ilerledikçe seans aralıkları uzamaktadır .

Lazer Epilasyon Komplikasyonları

Geçici ve hafif şiddetli ağrı, Soğuk ürtikeri(soğuk hassasiyeti olan kişilerde ürtikeri tetikleyebilir), kıl kökü iltihaplanması, yanık, hiperpigmentasyon, hipopigmentasyon,  inflamasyona bağlı akne oluşumu, çevre kıllarda artış gibi geçici ya da kalıcı yan etkiler oluşabilir.

Lazer epilasyon, komplikasyon yönetimi gerektiren; yani sağlık kurumunda, hekim kontrolünde uygulanması gereken tıbbi bir işlemdir.

Lazer Epilasyonda Hasta Seçimi

Estetik veya tıbbi endikasyonla lazer epilasyon planlanan hastalarda ilk ve en önemli basamak uygun hasta seçimidir. İşlem öncesi her hastanın anamnezi alınmalı ve fizik muayenesi yapılmalıdır. Hastanın yaşı, cinsiyeti, Fitzpatrick deri tipi, kıl dağılımı, kıl rengi ve tipi kaydedilmelidir. Bronzlaşmış hastalarda cildin rengi açılıncaya dek işlem ertelenmelidir.

Uygun hasta seçiminden sonra hastalara yapılacak işlem tedavi süreci, beklenen etki ve olası yan etkiler, öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gereken konular hakkında bilgi verilmelidir.

Tedavi Sonrası Beklenti Ne Olmalıdır?

Lazer uygulanan çok sayıda hastada uygulama bölgesinde %70-80 arasında kıllarda azalma olur; ancak tamamen kılsız kalma durumu beklenmemelidir. Tedavinin etkinliği seanslar tamamlandıktan 6 ay sonra belli olur. Etkili bir tedaviden sonra az miktarda çıkan tüy ince ve açık renklidir, kozmetik sorun teşkil etmez. 

SONUÇ:

Lazer epilasyon ilk keşfedildiği zamanlarda açık cilt rengi ve koyu renk kıllar üzerinde etkili sonuçlar verdiği gözlemlenirken, bugün gelişmiş cihazlar ile hemen tüm cilt tipleri ve kıl tiplerine uygun hale getirilmiştir. Lazer epilasyon bilinçli ellerde yapıldığında etkili ve hasta memnuniyeti yüksek bir tedavidir. Ortaya çıkan komplikasyonlar hafiftir ve kısa süre içinde gerilemektedir. Tedavi öncesinde ayrıntılı değerlendirme yapılmalıdır.

En iyi klinik sonucu en az yan etkiyle elde etmek için uygun dalga boyu, enerji ve atım süresi seçilmeli ve tedavi sonrası koruyucu önlemler üzerinde önemle durulmalıdır.

Hemşire Bedriye Turhan Tarafından Yazılmıştır. Kasım-2018

Sağlıklı ve Güzel Görünen Bir Cilde Nasıl Sahip Olunur?

Cildimizi “güzel” yerine “sağlıklı” görünüme sahip olması için; cilt bakımını kozmetik bir unsur olmaktan çıkarıp, cilt sağlığını iyileştirmeye yardımcı ve destek olan bir bakım anlayışında olmalıyız. Evde kullanmak üzere seçeceğiniz ürünlerin içeriğinde ise suni renklendirici, parfüm, mineral yağ ve alkol gibi tahriş edici içeriklere sahip olmaması, bu anlayışla cilt bakımına başlamanızı sağlayacaktır.

Estetisyenler tarafından yapılan, profesyonel cilt bakım uygulamalarında; temel temizlik bakımları yanı sıra medikal cilt bakımları günümüzde sıklıkla tercih edilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, profesyonel bakımların yanı sıra, sizin de yapmanız gerekenler bulunmaktadır. Günlük hayatınızda cildinize uygun dermokozmetik ürünler ya da makyaj malzemeleri kullanmalısınız.

Kırışıklık belirtileri, erken dönem çizgilenmeler, foto yaşlanma, akne, nemsizlik, yağlanma, alerji  eğilimi, hassasiyet ve güneş hasarı etkilerinden şikayet eden kişilerin önce cilt yapısını düzeltmek gerekir. Cildi besleyen, yenileyen ve enerji vermek için uyguladığımız bakımlarla ciltlere yeniden canlandırıcı bir güç desteği verilmelidir. İlk adım her zaman cildin gerçek ihtiyaçlarını belirleyip, doğru şekilde analiz etmekten başlamalıdır. Cildin analizi 2 şekilde yapılır:

*Cildi makyaj ve ürünlerden arındırarak, 3 boyutlu analizden geçirmesi

*Sonrasında uzmanların bu verileri de ön planda tutarak, hassasiyeti ve cildin bakım geçmişi hakkında sorular sorarak, doğru bir konsültasyon yapmasıdır.

Cildiniz için yapılacak profesyonel bakım desteğinin dışında, evde neler yapabileceğiniz, hangi ürünleri nasıl kullanacağınız doğru belirlenmelidir. Bu aşamada herkesin bir beklentisi vardır:” evet, bunu istiyorum; ancak kim yapmalı?”

Birbirine çok yakın iki branş olan kozmetik uzmanı ve estetiysen, ülkemizde aynı anlamda kullanılıyorsa da aslında çok farklı tecrübe alanlarıdır. Bu yüzden birbiriyle karıştırılmaması gerekir. Kozmetik uzmanı bakım ürünlerini cilt tiplerini uygun olarak belirler ve önerir. Estetisyenler ise uygulamalar ile doğrudan ciltlere müdahale eden kişilerdir. Bu nedenle de estetisyen, kozmotolojiye dair bir cok şeyi bilmek zorundadır. Cilt analizinde cildi çok iyi yorumlaması gerekir. Cilt problemlerinin sebeplerini araştırırken, kişinin günlük yaşam alışkanlıklarıyla, genel sağlık durumu ile ilgili yararlı bilgileri de öğrenmeli, tüm verileri bir arada değerlendirmelidir.

Cilt bakım uzmanlarının yaptığı ortak yanlış; cilt tipi ile cilt durumu arasındaki farkı bilmemeleridir. Bunların ikisi de birbirinden farklıdır. Cilt tipi, anne babamız tarafından genetik olarak gelir. Cilt durumu ise dışarıdan cildi etkileyebilen faktörlerdir. Ameliyatlar, kullanılan ilaçlar, stres ve hastalıklar cilt durumunu belirler. Bu nedenle cilt durumları tüm cilt tiplerini etkiler.

Cilt tipleri normal-karma, yağsız-kuru, yağlı, akneli, hassas olarak kendi içlerinde ayrılır. Cilt durumları ise nemsiz, hassas, olgun, lekeli, sivilceli olarak ayrılır. Normal-karma cildin görünümü, T bölgesi dediğimiz; yüzümüzün orta hattında hafif genişlemiş gözenekli, sağlıklı ve ışıltılı durumdadır. Yağsız –kuru ciltte, belirgin kuruluk kırışmaya müsait sıkı gözenek görünümü olur. Yağlı ciltte parlama ve geniş gözenek görünümü vardır. Akneli cilt kalın cilt yapısındadır ve açık gözenek görünümüne sahiptir. Hassas ciltte ise ince yapısı ile kılcal damarlanmaya yatkın, bariyeri bozulmuş cilt görünümdedir.

Bu gibi cilt tiplerini ayırarak, kendi cildinizin hangi gruba girdiğini bulabilirsiniz. Estetisyen desteği almak istediğinizde ise zaten cilt tipiniz hemen belirlenir ve uygun profesyonel bakım uyguanır. Estetisyenin yeterince bilgi sahibi olmaması, tecrübesi olması yapılan seçimleri olumsuz etkileyecek ve cilt problemi yaşamanıza sebep olacaktır.  

Uzm. Estetisyen Demet Akpak Tarafından Yazılmıştır. Eylül-2018

Tedaviye Dirençli Sivilce, Klasik Akne Olmayabilir

Akne, toplumun yarısından fazlasının özellikle ergenlikte karşılaştığı ve bir kısmın da 40’ lı yaşlara kadar devam eden, yaşamı ve kalitesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen kıl ve yağ bezi kaynaklı bir hastalıktır. Hastalık nedeniyle gençler depresyondan, yaşamını sonlandırmaya kadar giden bir dizi psikiyatrik sorunlarla karşı karşıya kalabilirler. Bu nedenle akne ve akneye benzeyen hastalıklarının birbirinden ayırımı ve etkin tedavisi profesyonel yaklaşım gerektirir. Çünkü akne oluşumu, aşırı yağ salınımı sonrasında tıkanma, şişme, sivilcelenme ve abseleşme şeklinde giden bir süreçtir. Tedavi her döneme göre değişkenlik gösterir ve bazı dönemlerde küçük müdahaleleri bile gerektirebilir. Tedavide, başlangıçta kombine kremler yeterliyken, bazı dönemlerde, antibiyotik, A vitamini analogları ve hatta hormonal tedavi kombinasyonlarını gerektirir.  Medikal tedavilere ek olarak çeşitli peelingler, cilt bakım kürleri, yeni nesil lazer sistemleri de tedavi ve destek amaçlı kullanılabilir. Erken başlanan uygun tedavi % 80’inde gelişebilecek akne izleri riskini en aza indirecektir.

Klasik aknenin benzer hastalıklardan ayrılması uygun tedavinin başlanması açısından önem arz etmektedir. Burada üzerinde durulması gereken önemli nokta, akneye benzeyen ve sık görülen diğer hastalıklardır. Bunların başında yetişkin akne olarak ta bilinen rosacea (gül hastalığı) gelir. Akneden en önemli farkları; >30 yaşlarda görülmesi, özellikle burun ve yanakları tutması, bu bölgelerde kılcal damarların belirginleşmesi, komedon olmadan kızarık zemin üzerine yerleşen sivilceler olması ve genellikle gözlerde yanma, kızarıklık gibi bulgularının eşlik etmesidir. Bazı hastalarda kabızlık bulunabilir. 

Klasik akneden ayrılması gereken önemli diğer hastalık seboreik akne’dir. Bunun da klasik akneden farkları vardır özellikle T bölgesi ve çenede yerleşir, çoğu zaman sivilceler kaşıntılı olur ve komedon bulunmaz, ek olarak saçlı deride kaşıntı, ve sivilcelenme ve kepeklenme eşlik eder, baharatlı bazı gıdalarla artış gösterir.

Ayırıcı tanıda nadir olabilecek başka hastalıkların varlığı söz konusu olsa da pratikte bilgilenmeye gerek yoktur.  Doğru tanı, doğru tedavinin anahtarıdır. Her hastalıkta tedavi ve dikkat edilmesi gerekenler farklılık gösterdiğinden uygun yaklaşım gereklidir.  Seboreik akne’de ketakonazol, sülfür, çinko pirityon, steroid, pimekrolimus içeren şampuan, krem ve losyonlar tercih edilmeli ve uygun temizleyiciyle yüz sık yıkanmalıdır.  

Tüm akne tiplerinde yüzün terden ve yağdan arındırılması olumlu etki bırakır. Yine tüm akne tiplerinde yoğun kapatıcılar, yanlış önerilen ve kullanılan kozmetik ürünler, nemlendiriciler hastalığı alevlendirebilir. Bu konularda dikkatli olunmalı hastalığının şiddetlenmemesi için kullanılan ürünlerin, özellikle dermakozmetik olması ve uzman önerisiyle tercih edilmesi gerekiyor. Tercih edilen kozmetiklerin arasında makyaj ürünlerinin de mineral içerikli olmasına dikkat edilmelidir.

                Sonuç olarak; akne gençlik döneminin sosyal ilişkilerini ve kişisel duygu durumu etkileyen en yaygın hastalığıdır. Birinci basamak her hekim tarafından tedavi edilebilir bir hastalık gibi değerlendirilse de dirençli ve görünümü olumsuz etkileyen ve diğer hastalıklarla ayırıcı tanısının yapılması gerektiği ve iz bırakma riskinin yüksek olduğu durumlarda tecrübeli bir dermatolog tarafından tedavi edilmesi şüphesiz en ideal yaklaşımdır.

Prof.Dr. Şemsettin Karaca Tarafından Yazılmıştır. Kasım-2017

Kozmetiklere Bağlı Gelişen Dermatit

İlaçlar ve kozmetiklerin kirli yüzleri; Döküntüler ve lekeler

Yeni hastalık tanımlamaları ve tedavi için geliştirilen yeni moleküller, destekleyici tedaviler ve yeni gıda takviye ürünlerinin yanı sıra deriye temas eden tüm kozmetik ürünler gelişebilecek alerji riskini de arttırmaktadır. Tüm bu moleküller, tek başlarına döküntüye veya dermatite neden olabilecekleri gibi kendi aralarında çapraz reaksiyonla veya güneşin tetikleyici ve arttırıcı etkileriyle bu riski arttırırlar.  Bu nedenle doktor muayenelerinde varsa kullanılan bu tür ürünler mutlaka hekime hatırlatılmalıdır. Bu sayede mevcut döküntünün nedenleri irdelenmiş ve olası yeni risklerden kaçınılmış olur. En sık sistemik döküntüye neden olan ilaçlar; antibiyotikler, ağrı kesiciler ve santral sinir sistemi ile ilgili ilaçlar olmakla birlikte topikal/yerel olarak kullanılan ilaçlara bağlı gelişen reaksiyonlar da azımsanmayacak sayıdadır.

Bir diğer konu yaygın kullanılan kozmetiklere bağlı gelişen dermatitlerdir. Günümüzde çoğu insanın tercih ettiği gibi kozmetik ürünler, iyi görünmenin hızlı ve basit bir yoludur. Hatta bir yönüyle bakıldığında özellikle kapatıcı ürünlere sosyal bağımlılık oluşmuş durumdadır. Ancak her ne kadar ürünlerin dermatolojik testleri yapılmış olsa da içerikleri deri reaksiyonları geliştirme riski (tahriş, kızarıklıklar veya alerji gibi) taşırlar. Topikal (dıştan) kullanılan kozmetik ürünler ve ilaçlar, derimizde iki türlü reaksiyona neden olabilirler.

  • Tahriş (irritan kontak dermatitma): En yaygın reaksiyonudur. Ürünün uygulandığı bölgede yanma, batma, kaşıntı ve kızarıklığa neden olur. Deri kuru veya hasarlıysa, tahriş edicilere karşı doğal korumasını kaybetmiş demektir. Bu da reaksiyonların daha ciddi veya daha kolay gerçekleşebileceği anlamına gelir. 
  • Alerji (alerjik kontakt dermatit). Ürün içeriğindeki bazı bileşen/lere karşı gelişen duyarlılık sonucu gelişen kızarıklık, şişme, kaşıntı veya kabarcıklarla karakterize olup şiddetli vakalarda bu döküntü, kullanılan alanların dışına da taşabilir. Parfümler ve ürün içerisindeki koruyucular en büyük riski oluştururlar.

Bu reaksiyonlar bazen güneşin de arttırıcı etkisi nedeniyle yüzde lekelenmelerin en önemli nedenlerindedir.  Kullanılan bu ürünlerin bu pek de nadir olmayan olumsuz etkileriyle karşılaşmamak için dikkat edilmesi gereken  önerilerimiz şunlardır. Tüm ürünleri kullanmaya başlamadan önce;

1. İçeriği okuyun: En az içeriğe sahip ürünler, riski en düşük olanlardır.

2. Önce bir yama testi yapın. Yeni bir ürünü kullanmaya başlamadan önce, kol ön iç kısmına küçük bir miktar sürün ve 48 ila 72 saat bekleyin. Eğer kızarıklık, şişme, kaşınma veya yanma fark ederseniz, alerjinizin olduğunun işaretidir bu nedenler de kullanmamalısınız.

3. Dikkatle püskürtün: Kullanılan ürün koku ise; her zaman kıyafetinize sıkın. Bu tarz uygulama deri reaksiyonu riskini azaltır. Ayrıca, kullandığınız diğer ürünlerle olumsuz reaksiyona girmesini önlemeye yardımcı olur.

4. Esas olan cildiniz: Her ne kadar ürün üzerinde “Hipoalerjenik”, “dermatolog tarafından test edilmiş”, “hassasiyeti test edilmiş” veya “tahriş edici değil” etiketleri yer alıyorsa da, bu derinizin reaksiyon göstermeyeceğini garanti etmez.

5.Kullanmayın ve yatıştırın: Deriniz bir kozmetik ürününe duyarlılık gösteriyorsa derhal kullanmayı bırakın. Bazen tahrişin hafifletilmesine yardımcı olmak için doktorunuzun önerdiği kortizonlu krem kullanmanız gerekebilir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki; kozmetik ürünler ve ilaçlar doğru zaman, bölge ve güvenilir önerilerle kullanıldıklarında problemlerin çözümüne ve önlenmesine katkı sağlarlar. Ancak iyi bir kullanıcı kullandığı ürünün etkilerini, muhtemel risklerini bilmeli ve gerektiğinde sorunu çözebilme becerisini gösterebilmeli, kendi sınırlarını aşan durumlarda da hekime başvurmalıdır.

Prof. Dr. Şemsettin Karaca tarafından yazılmıştır. Ekim-2017