İğneli Radyofrekans-Altın İğne Nedir?

İğneli radyofrakans’ın diğer sistemlerden farkı altın mikro iğnelerle cildin orta tabakasındaki kolajen ve elastin hücrelerini stimule ederek, yüzde ameliyatsız bir yüz germe etkisi yaratabilmesidir.

Nasıl böyle bir sistem ortaya çıkmıştır?

Klasik radyofrekans yöntemine bazı özelliklerin eklenmesi ile yeni jenerasyon uygulamalar elde edilmiştir. Radyofrekans yönteminin fraksiyonel hale getirilmesi ile uygulanan güç; bir bütün halinde değil, yan yana birçok küçük noktadan cilde nüfus etmektedir. Fraksiyonel özellik, belirlenen noktaraldan verildiği için; doku hasarlanması daha azdır.  Bu gelişim ile birlikte  “fraksiyonel radyofrekans” ilk bilinen adı  Thermage ile  piyasada yer almıştır. Halen geniş kullanım alanı bulunan radyofrekans cihazı olan Thermage'da  derinin tüm katmanları etkilenmektedir. Bu teknolojide kullanılan radyofrekans özelliği monopolardır. 

Cilt katmanlarının tümünü etkilemeden, daha az agresif özellikleri araştırılarak yeni radyofrekans cihazları hazırlanmıştır. Bunlar; mikro iğneler ile cildin doğrundan içine enerji akımını veren üçüncü kuşak radyofrekans cihazlarıdır. Mikro-iğneler ile donatılmış olan radyofrekans cihazının akım çıkışı sağlayan ünitesi, derinin üst tabakası olan epidermisi atlayıp, dermis isimli orta tabakaya ulaşmaktadır.” İğneli radyofrakans’ın, mikro iğne elektrotlar aracılığıyla gönderilen minimal invaziv fraksiyonel bi-polar ya da tripolar radyo frekans enerjisi verilir,  epidermise ve dermise 0.5-3.5mm’den doğrudan gelen kontrollü ve etkili bir ısı sağlar. Burada kullanılan iğneler altından yapıldığı için bu yöntem “altın iğne” olarak ta anılmaktadır. Cilt hasarı minimize edilmiştir ,  Radyofrekans enerjisinin altın iğneler ile doğrudan dermis tabakası içine aktarılması sonucu ; Fibroblast hücrelerinin uyarılması ile de yeni kolajen üretimi başlatılır.

Hangi Amaçlarla Kullanılır:
  • Cilt kırışıklıklarının tedavisi
  • Cilt yenilenmesi ve kalitesinin arttırılması
  • Yüz, boyun, dekolte bölgesi sarkmaları
  • Yara izi (skar) tedavisi
  • Sivilce izlerinin tedavisi
  • Cilt lekelerinin tedavisinde
  • Gebelik çatlaklarının tedavisi
  • Kilo alıp verme gibi çeşitli nedenlere bağlı oluşan çatlakların tedavisi
  • Kol ve bacaklardaki sarkmaların tedavisi
  • Gözeneklerin sıkıştırılması
Uygulama Ağrılı mıdır?

İğneli radyofrekans tedavisi birçok hasta tarafından iyi tolere edilmektedir. Fakat daha hassas kişilerde seanstan 30-60 dakika önce uygulanacak uyuşturucu bir krem işlemin konforlu bir şekilde tamamlanması için yeterli olacaktır.

Uygulama Sayısı ve Sonrası Süreç Nasıldır?

Genellikle kırışıklık ve cilt kalitesinin artması için 4 hafta ara ile 2 seans yapılmaktadır. Ancak yara ve akne izleri için daha fazla uygulama gerekebilir. Uygulama sonrası 1-2 gün bir miktar kızarıklık olabilmektedir, bazen hafif bir kabuklanma gözlenmektedir. Uygulama sonrası, ertesi gün uygun kapatıcılar ile sosyal yaşama rahatlıkla devam edilebilmektedir. Etkinin görünmesi birkaç hafta almaktadır. Maksimum etki ise son seanstan 3-4 hafta sonra izlenmektedir. Uygulama sonrası düzenli olarak nemlendirici krem kullanılmalı ve güneşten koruyucu krem de mutlaka ihmal edilememelidir.

 

Cilt Yenileme Lazerleri ve Kullanım Alanları

Cildin üst tabakalarını yenileyerek; gençleştiren çok sayıda lazer platformu vardır. Değişik varyasyonlardaki bu lazerler lentijinlerin görünümünü iyileştirir, fotoyaşlanmayı ortadan kaldırır, akne ve diğer nedenlerden kaynaklanan izlerin görünümünü azaltır, lekeleri tedavi eder. Dermatolojik lazerleri, çalışma prensiplerine göre sınıflara ayırabiliriz; Hali hazırda kullanılmakta olan radyofrekans teknolojilerinin yanı sıra fraksiyonel özellikli olan ya da olmayan ablatif ve nonablatif lazerlerden bahsetmek gerekir. Non-ablatif lazerler daha hızlı iyileşme sağlarken, etkinlikleri de ablatif lazerler kadar artmaktadır. Fraksiyonel lazerlerde üreticiler, lazerin etkisini dağıtarak; tedavinin sayısının arttırırken; iyileşme süresinin kısalmasını ve komplikasyonlarının azalmasını hedeflemeye başlamışlardır. Burada uygulamalarda kullanılabilecek lazerlerin tanımlamasını, farklarını anlatmak, tedavi amaçlarını gözden geçirmek için derleme yapmayı hedefledik.

Lazer cilt yenileme teknolojileri, kozmetik cerrahi uygulayıcıların; cildin tonunu, dokusunu ve pigmentasyonunu iyileştirmek için kullanabilecekleri geniş bir platformdur.  Lazerle cildin yenilenmesi, cerrahi yapılan bir facelift veya blefaroplasti yerine geçmese de, uygun lazer cildi daha sıkı görünüme kavuştururken, aynı zamanda lentijinlerin, ritidlerin, deri dokusunun ve çok çeşitli yara izlerinin görünümünü iyileştirir.

Fraksiyonel  lazer, ablatif lazer ya da non-ablatif lazerler ne demektir?

Lazerler, uygulama yapılacak alana tam yayılım göstermesi ya da bu alan içinde eşit parçalara bölünerek etki etmesi şeklinde bir ayrım gösterirler. TV ekranındaki pikseller üzerinden anlatılırsa; görüntüyü oluşturan her pikseli tedavi etmek ya da tedavi alanındaki piksellerin eşit dağılmış bir bölümüne etki etmesi şeklinde söylenebilir.

Ablatif lazerler dokuyu buharlaştırır ve bu nedenle ablatif olmayan lazerlerle karşılaştırıldığında daha agresiftirler. Ablatif lazerler çok daha fazla iyileşme zamanı ve sonuçları daha uzun sürede görme etkileri olsa da, hala en dramatik sonuçları üreten lazerler olmaya devam ediyorlar.

Daha ciddi yüz kırışıklıkları, yoğun lekeler ve dokusal cilt sorunları için ablatif lazer sıklıkla tercih edilen tedavi yöntemidir.

Ablatif lazerlerin muhtemel yan etkileri olmaksızın, daha ılımlı iyileştirme isteyen, işe dönme zamanı çok kısa olan hastalar için, nonablatif olmayan lazerler genellikle idealdir. Bu lazerler gençleştirici cilt efekti üretirken epidermisi sağlam durumda bırakırlar. Teknolojiye bağlı olarak, nonablatif lazer tedavileri, daha ince kırışıkların görünümünü en aza indirebilir, cildin dokusunu ve tonunu iyileştirebilir ve pigmentasyon tedavisinde kullanılabilir.  Buna kıyasla, tedaviler daha naziktir ve hastanın güncel aktivitelerini kısıtlamaz ancak daha ılımlı bir yanıt üretir.

Nihayetinde bir hastanın ihtiyaçları ideal lazerin seçimini emreder.

Bu derlemede, birçok mevcut lazer arasındaki farkları gözden geçirmeyi ve böylece en uygun lazerin tanımlanmasını kolaylaştırmayı amaçlıyoruz.


ABLATİF LAZERLER

Ablatif lazer; cildin epidermal tabakasını temizler ve cilt yenilemesi için en dramatik sonuçları üretir. Lazer uygulamasında, hızla cilt dokusundaki su molekülleri aşırı ısınırlar. Su gaza dönüştüğünde, cilt hücreleri hassas bir cilt soyma etkisi ile buharlaştırılır. Bu etki ile deriyi sıkıştırmak için  gereken, dermis ve epidermisin kolajen oluşumunu ve geri çekilmesini sağlar. Bu lazerler, ciddi güneş hasarı ve sivilce izlerinin iyileştirilmesinde hala en etkili tedavi yöntemi olarak görülmektedir.

Ablatif lazerlerin, ortaya çıkan ciddi yan etkilerinin başında zor yara iyileşmesi gibi bir profili vardır. Bununla birlikte, yeni jenerasyon fraksiyonel özellikli ablatif lazerler, tedavinin travmasını azaltabilir ve hastanın günlük yaşantısından uzaklaşma süresini azaltırken yine etkili sonuçları ile tercih edilir. Bu lazerler  (doğrudan ablatif olan) önceki modellerden çok daha güvenlidir, ancak yine de skar, renk değişikliği ve ciltte enfeksiyon ihtimali gibi, ciddi hasar riski yüksektir.

KARBONDİOKSİT LAZER

Lazer cilt yüzeylemesi, karbondioksit (CO2) lazerinin yüz gençleşmesine uygulanmasıyla başlamış ve fotorejenerasyon alanında yeni bir dönem başlatılmıştır. Bu ilk lazerler, daha eski dermabrazyon ve kimyasal soyma teknikleriyle doktorun daha hassas olmasını sağlamıştır. Bu ilk CO2 lazerleri kesintisiz dalga boyuna sahiptir. Cilt yenileme sağlarken, istenmeyen yara izi de dahil olmak üzere yan etkilerin oranları yüksektir. Kontrolün arttırılması için kısa atışlara sahip, frekanslı CO2 lazerler geliştirilmiştir. Bununla birlikte, bu teknik hala ablatif olarak geçer ve 2 haftalık uzun bir iyileşme periyodu bulunmaktadır.
CO2 lazer, 10,600 nm dalga boyunda ışık yayar. Bu dalga boyu, doku suyuyla kuvvetli bir şekilde emilir. 1 ms'den daha kısa bir sürede, lazer pulse başına dokuyu 20 ila 30 μm'ye kadar buharlaştırır. Bu, artık ısıl hasarın (diğer bir deyişle çevresindeki dokuyu ısıtma etkisini) dokunun 100 ila 150 um'lik bir tabakasına sınırlar. 100 ila 200 um'lik küçük kirişler hızlı doku buharlaşmasını sağlarken, 2 mm'den büyük kirişler buharlaşmayı tetiklememekte ve derin termal hasar riskini arttırmaktadır. Bu olasılığın üstesinden gelinmesi, ablasyonun derinliğini kontrol etmek için yüksek darbeli veya taramalı CO2 lazerlerin geliştirilmesine yol açmıştır.
CO2 lazer sistemleri, özellikle gözler veya ağız çevresinde ince kırışıklıkların hafifletilmesinde, en iyi sonucu verir. Daha derin kırışıklıkları ciddi azaltır ve ince kırışıklıkları rı ortadan kaldırır.  Kırışıklıklara ek olarak CO2 lazerler, akne izive atrofik izleri hafifletmede de etkilidir.
Fraksiyonel olmayan CO2 lazerlerinin uzun süren, uzun yan etkisi; kalıcı cilt hipopigmentasyonudur, ancak kalıcı hiperpigmentasyon nadiren ortaya çıkabilir. Geçici hiperpigmentasyon doza bağlı olarak daha yaygındır fakat geçicitir. Hipopigmentasyon miktarı, lazer tarafından sağlanan hasar miktarı ile ilgilidir. Öte yandan, hasarlanma; birçok hastada fotorejuvenasyon tedavisinin asıl amacı olan kırışık azaltma miktarı ile de bağlantılıdır.

ER:YAG LAZERLER

Erbiyum katkılı itriyum alüminyum granat (Er: YAG) lazeri geliştirilecek bir sonraki lazer sistemi idi. Kızılötesi alanda 2940 nm dalga boyunda ışık yayar. Bu frekans, suyun pik absorpsiyon aralığına çok daha yakın olduğundan CO2 lazerinden 16 kat fazla emme katsayısına sahiptir. Bu daha fazla emilim, epidermise penetrasyon derinliğini 10 kat azaltır. Çevreleyen dokulara daha az zarar verilerek cildin daha hassas rejuvenasyonu mümkündür, bu bir avantajdır.
CO2 lazerlerle karşılaştırıldığında, Er: YAG lazerinin benzer etkinliği vardır. Bununla birlikte, CO2 lazerinin biraz daha üstün olduğu düşünülmektedir. Bu avantajın, CO2 lazerlerle daha iyi doku sıkılaştırması nedeniyle olduğu düşünülmektedir. Er: YAG lazerin uygulama sonrası ödem ve derideki daha az kabuklanma süresi gibi daha az yan etkisi vardır.

 

NON-ABLATIF, NON-FRAKSİYONEL LAZERLER

Nonablatif ve fraksiyonel olmayan lazerler 1990'ların sonunda öncelikli olarak cilt yenilemede kullanılan lazerler pazarına girdi. Bu lazer sınıfı deride nazik bir etki oluşturarak dermiste kontrollü doku hasarına neden olur ve dermal etkilendirme ve kollajen üretimini uyarır. Nonablatif lazerlerin sonuçları ablatif ilaçlarla karşılaştırıldığında hafiftir ancak ciltte kademeli düzelme isteyen hastalar, en az iyileşme ve yan etki profili nedeniyle sıklıkla bu lazer sınıfını seçerler. Ablatif olmayan lazerlere kıyasla potansiyel zararı azaltma riski, ablatif lazerlere kıyasla önemli ölçüde daha düşüktür. Bu lazerler için en önemli yararı, bir tedaviden sonra CO2 / erbiyum lazerlere kıyasla hastanın normal yaşantısına dönme süresinde belirgin azalmadır. Hastalar ciltte pul pul dökülmeden veya soyulmadan birkaç saatte eritem görürler. Çok ılımlı etkiler için dört ila altı tedaviler gereklidir. Bazı çalışmalar kırışıklık tedavisinde  iyileşmesinin sınırlı olduğunu; akne skarlarında daha sıkça kullanıldığını göstermiştir.  Daha koyu ciltlerde ablatif lazer kullanımı ile ortaya çıkan anormal pigmentasyona neden olmadıklarından, koyu cilt tonlarına sahip hastalar da nonablatif lazerler için adaydır

 

NON-ABLATIF, FRAKSİYONEL LAZERLER

Nonablatif fraksiyonlu lazerler, 2005 yılında piyasaya giren hem fraksiyonel hem de nonablatif teknolojilerin en nazik ve güvenli yönlerini birleştirmiştir. Bu lazer sınıfı dokuyu, hafif ila orta dereceli kırışıklıkları iyileştirmeyi ve sivilceleri düzeltmeyi ve hiperpigmentasyon tedavisini amaçlamaktadır. Boyun, dekolte ve ihtiyaç olan başka bölgeler de bu lazerlere karşı güvenle ve etkili bir şekilde tepki vermektedir. Lazerlerin fraksiyonel deseni, tedavinin yanı sıra güvenlik ve downtime profili ile de yardımcı olur. Tedavi orta derecede normal yaşantıdan uzaklaşma gerektirir ve orta derecede sonuç verir. Bu lazerler ile sınırlı sayıda doku hasarı ve melanosit uyarımı oluşturduğu için, daha koyu tenli bireylerde de renk değişikliği riski azdır. Tedavi ağrılı olabilir ve lokal anestezi ile hastanın rahatsızlığını azaltmada yardımcı olur.


1540-nm (PalomarStarLux 1540 and Palomar Icon) and 1550-nm Erbium Glass Lasers (Solta Fraxel re:store) and the Combination of 1550-nm Erbium Glass and 1927-nm Thulium Fiber Lasers (Solta Fraxel re:store DUAL)- 1565-nm ( Lumenis ResurFX Erbium Glass)

1540 ve 1550 nm erbiyum fiber lazerler ve 1927 nm tülium fiber lazer, ablatif ve nonablatif özelliklere sahip, hem epidermal hem de dermal cilt kusurlarını tedavi etmeye yarayan fraksiyonel lazerlerdir. Bu lazer sınıfı, epidermal pigmentasyon, fotoaging, melazma, atrofik, cerrahi ve sivilceye bağlı yara izi ve ilave dokusal kusurları güvenli bir şekilde ve etkili bir şekilde tedavi eder. Diğer lazerlerde olduğu gibi, lazer de Dermis, kontrollü termal doku hasarına neden olmak için nazikçe ısıtılır.Fraksiyonel Lazer, her iki deri katmanını hedef alırken bile epidermisin iyileşme işlevini koruyarak, tedavi edilen bölge boyunca doku hasarının sütunlarının alan olarak kesin, düzenli bir modellemesine izin verir. Dermis ve epidermisi hedef alan fraksiyonel tedavi modeli sayesinde bu lazerler, ablatif olmayan bir lazerin cilt yüzey yenileme kabiliyetlerini arttırırken, nonablatif olmayan lazerin downtime profilini korurlar. Bununla birlikte, lazer aynı anda yalnızca hastanın cildinin bir kısmını hedefleyebildiğinden, en iyi sonuçlar için 2-4 hafta arayla daha fazla tedavi gerekir.

Psoriasis (Sedef) Hastalığı

Sedef hastalığı, üstü gümüş rengi pullarla kaplı kırmızı lekelerle ortaya çıkan, nedeni bilinmeyen bir deri hastalığıdır. Sedefin klasik yarası deriden kabarık, pullu, daire veya oval şekilde kenarları keskin sınırlıdır. Pullanma gümüşi veya beyaz renktedir. Hastalığın nedeni bilinmediğinden tedavi, belirtilerin şiddetine göre planlanmaktadır.  Belirtilere yönelik tedavi, olguların çoğunda klinik iyileşme sağlar. Ayrıca hastalığın, hastanın yaşamı üzerindeki etkisini göz önünde bulundurmak tedavideki başarının bir parçasıdır.

Aşağıda  Dermatolog Prof. Dr. Şemsettin Karaca Psoriasis sunumunu bulabilirsiniz. TIKLAYIN

 

Çil (Efelid) Tedavisi

Çiller,küçük(1-3mmçaplı),daha çok yüze yerleşen ve ultraviyole etkisiyle( güneş ışığı maruziyeti) koyulaşan pigmente kahve renkli noktasal lekelerdir. Sarışın, kızıl saçlı ve beyaz tenlilerde daha sık rastlanır. Kalıtsal özellik taşıdığı da düşünülmektedir.

Çillerin,  2-3 yaşından sonra ortaya çıkıp ergenlik döneminde belirginleşmesi ve bazı kişilerde yaş ilerledikçe kaybolması mümkündür. Vücudun her yerinde olsa da; sıklıkla yüz ve kol ve omuz bölgelerinde görülür. Mukoza bölgelerde bulunmazlar. Kış aylarında renkleri açılır, yaz aylarında koyulaşır. Rengi hiçbir zaman lentigo veya melanositik benler kadar koyulaşmaz.

Çiller, güneş ışığı altında koyulaştığı için, yaz döneminde yüksek UV korumalı güneş kremleri mutlaka kullanılmalıdır. Kozmetik açıdan kişiyi rahatsız ettiği durumlarda tedavi edilebilir.

  • IPL lazerler
  • Q Switch Lazer
  • Kimyasal peelingler
  • Kriyoterapi

gibi yöntemlerle, çil(efelid) tedavi edilebilir. IPL tedavileri, diğer yöntemlere göre daha iyi sonuçlar vermektedir. Pigmentasyon tedavileri çeşitleri içinde “IPLbaşlığına bakabilirsiniz.

 

Madalyon Hastalığı( Pityriasis Rosea)

Pitiriyazis roze( Madalyon Hastalığı- Pityriasis Rosea), sık görülen ve kırmızı kahve renkli üzeri kepekli döküntülere neden olabilen bir deri hastalığıdır. Genellikle çocuk ve genç erişkinleri etkileyen, akut, kendini sınırlayan inflamatuar bir hastalıktır. PR’nin tipik klinik özellikleri; deride ‘madalyon’ adı verilen, 2-6 cm çapında öncü bir plağın ortaya çıkması ve daha sonra da genellikle gövde de sırt, karın veya kalçada döküntülerin gelişmesidir. Hastaların %25’inde değişen derecelerde kaşıntı bulunur. Yılın daha çok ilkbahar ve sonbahar aylarında, sıklıkla 20-29 yaşları arasında ortaya çıkar ve cinsiyet ayrımı gözetmez.

Hastalığın ilk aşamasında deride herhangi bir belirti olmadan önce baş ağrısı, hafif ateş, iştahsızlık, burun akıntısı ve boğaz ağrısı gibi üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri görülebilir. Madalyon, haberci yama veya anne yama görüntüsü çıkmasından sonra, hastalık ilerlemeye devam eder ve madalyondan daha küçük lezyonlar çıkmaya başlar.

Madalyon Hastalığının Teşhisi için, Klinik görünüm ve muayene, tanı koymak için yeterli olabilir. Bazı atipik formlarda diğer hastalıkları da ayırt etmek için biyopsi almak ve bazı kan testleri istemek gerekebilir.

Pityriasis Rosea, kendini sınırlayan bir hastalık olduğu için her zaman tedavi gerektirmez. Kaşıntıya yönelik antihistaminik ilaçlar kullandırılabilir. Kortizon içeren kremler, ağız yoluyla antibiyotikler tedavi içinde Hekim tarafından verilebilir.

Genital Siğiller

Ülkemizde ve elbette batı dünyasında cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların sayısı giderek
artmaktadır. Dünyada her yıl 20 milyon insan bu enfeksiyonlara maruz kalarak hem tedavi ve
komplikasyonlarıyla mücadele etmek hem de bu süre zarfında yeni bulaş kaynağı olmaktadırlar. Bu
hastalıklar arasında insan papilloma virüsünün neden olduğu genital siğiller 18-28 yaşlarındaki genç
kişilerde en sık görünenidir. Cinsel aktivitenin ilk 10 yılında %25 inde görülürken yaşam boyu bu risk
%80lere ulaşabilir. Kondilom olarak ta bilinen bu enfeksiyonun etkeni olan virüs tiplerinin sayısı
150 yi aşkın olmasına rağmen genital siğiller gibi iyi huylu oluşumların %90ını tip 6 ve 11 neden olur.
Kansere neden olan tipler çok nadirdir.

Bu virüsler çok kolay ve hızlı bulaşmalarının yanı sıra tedavileri zaman alıcı ve zahmetlidir.
Tedavi edilmediklerinde bir kısmı geriler, bir kısmı öylece kalır, bir kısmı ise büyümeye ve yayılmaya
devam eder. Ancak unutulmamalıdır ki her zaman bulaşıcılığı devam edebilir. Bulaşma için risk
faktörleri çoklu partner, sigara kullanımı, korunmasız cinsel yaşam, ve daha önce cinsel yolla bulaşan
hastalık varlığıdır. Genital siğil varlığı, kişide damgalanma ve utanç, kirlilik ve tiksinti hissi oluşturması
nedeniyle psikolojik etkileri, medikal etkilerden çok daha önemlidir. Özellikle ülkemizde sosyal ve
kültürel yaşam tarzımız bu hastalığı var olan bireylerin tedaviye yönelimini güçleştirmektedir. Bu hem
tedaviyle iyileşecek enfeksiyonun yaygınlaşmasına neden olmakta hem de tedaviyi güçleştirmektedir.

Bu hastalıkta tedavi yaklaşımları farklılık gösterir. Bir kısım tedaviler, siğillerin cerrahi,
dondurarak, yakarak veya kimyasallarla temizlenmesini sağlar iken bir kısım tedaviler de vücudun
bağışıklık sisteminin desteklenmesi yoluyla yapılan tedavilerdir. Hangi tedavi tercih edilirse edilsin,
önemli olan hızlıca tedavi yoluna gidilmesi böylece hem kişinin kendisini, hem de partnerini koruma
altına alması en önemli noktadır. Bu virüslere karşı hem rahim ağzı kanserini hem de genital siğilleri
önleyen iki türlü aşı piyasada kullanımdadır. Bu virüsle ilgili en önemli konu da, erkeklerde ağız,
yutak ve penil kanserlere, kadınlarda görülen en sık 2. kanser olan serviks (rahim ağzı) kanserine de
neden olmasıdır. Bu nedenle risk altında olan 30 yaşını aşkın kadınların mutlaka belli aralıklarla
jinekolojik muayene yaptırmalı önerilir.

Özetle; genital siğiller cinsel temasla en kolay bulaşan, nadirde olsa erkek ve kadında kansere neden
olabilen, tedavisi ve aşısı var olan önlenebilen viral bir hastalıktır. Şüpheli temas veya lezyon
varlığında gecikmeden ilgili hekime başvurulması istenmeyen sonuçların gelişimini önlemek açısından tavsiye edilir. 

Prof. Dr. Şemsettin Karaca

 

Rosacea /Gül Hastalığı

Rosacea; en sık burun ve yanaklar, ardından alın ve çene de görülen bir cilt hastalığıdır.

Bazen göz kapaklarında da görülür. Hastalık kızarıklık, sivilceler ve ileri aşamalarında, kalınlaşmış cilt ile karakterizedir. Yüz dışında rozasea görülme oranı yaklaşık olarak %2,2 olarak bildirilmiştir. Erkeklerde saçlı deri kel bölgelerinde, boyunda, göğüs ve karın bölgelerindede lezyonlar görülebilir. Açık tenli kadınlarda (özellikle menapoz döneminde) ve orta yaşlı-yaşlı erişkinlerde daha sık görülmektedir. Rosasea hastalığının %30-40 oranında genetik yatkınlığı belirtilmiştir.

Kişilerin genel görünümlerini de etkilediği için önemli psikolojik, sosyal ve mesleki sorunlara neden olabilmektedir.
Rosacea da sık sık kızarma, vasküler rosacea, inflamatuar rosacea, cilt, gözler ve burunda diğer bazı belirtiler görülmektedir.
Hastalığın erken aşamalarında alın, burun, yanaklar ve çene bölgesinde sık sık kızarıklıklar oluşur. Sıklıkla telenjiyektazilere de rastlanır. Vasküler rosacea denilen tipinde kalıcı kızarıklıklar oluşur. Yüz derisinin altındaki kan damarları genişlemiştir ve küçük kırmızı çizgiler halinde dışarıdan görülebilir. Buna telenjektiyazi denir.

Rozaseanın tipik özelliği derinin hassas olmasıdır; yanma, batma eşlik eder, kimyasal ve fiziksel ajanlarla deri kolaylıkla irrite olur. Alevlenmelere genellikle yüze krem veya kozmetik ürünler uygulandığında oluşan yanma hissi eşlik eder. Etkilenen bölgede hafif şişlik olabilir ve ciltte sıcaklık hissedilebilir.

İnflamatuar rosacea da ise cilt yine kızarıktır ve küçük pembe papuller (sınırları belirgin küçük kabartılar) ve püstüller (içerisi irinli kabartılar) oluşmuştur. Göz iltihabı veya hassasiyetin yanı sıra telenjektiyaziler de oluşabilir.
Bir başka Rozasea hastalığının tipi ise; en sık yağlı derisi olan erkeklerde görülür. Deri kalınlaşmıştır. Çene-alın-yanaklarda kızarıklık görülse de en çok burunda belirgindir. Erkeklerde lezyonlar yüzün ortasındayken, kadınlarda çeneye yerleşme eğilimindedir.

Rozasea Hastalığını Tetikleyen Faktörüler:

Rüzgar, sıcak-soğuk havalar, egzersiz, baharatlı yiyecekler, alkol, sıcak içecekler, fiziksel ya da psikolojik stres rozasea ataklarını ve eritemi arttırır. Hastalar, ilaç kullanımına dikkat etmeli, atakları tetikleyebilen niasin (vit B3) alımından ve yüzlerine topikal steroid sürmekten kaçınmalıdır. Rozasea hastalarında cilt bariyerinin fonksiyonu bozulduğundan cilt bakımı, için kullandıkları ürünler çok önemlidir. Hassas cilt özelliği taşıyan ürünler seçilmeli, abrazif ürünlerden kaçınılmalıdır.

Kök Hücre-SVF- Yağ Dokudan Cilt Gençliği

Yağ Dokudan Kök Hücre (SVF) Tedavisinin Cilt Gençleştirmede Etkisi

Kök hücre: kendini yenileyebilme yeteneğine sahip, doku ve organları oluşturan ana hücrelerdir. Cilt, kemik, kıkırdak,bağ dokusu, kas gibi özelleşmiş başka hücrelere farklılaşabilen, yenileyici, onarıcı, gençleştirici özelliklerdedir. Kök hücrelerin en zengin bulunduğu yerlerden biri cilt altı yağ dokusudur. Cilt altı yağ dokusundan lipoaspirasyon yöntemiyle alınan 100 ml'lik yağ dokusundan ortalama 3 ila10 milyon kök hücre elde edilebilir.

Cilt altı yağ dokusundan lipoaspirasyon yöntemiyle alınan yağların l boratuvarda özel işlemler geçirmesinden sonra elde edilen sıvıya: Stromal Vasküler Fraksiyon (SVF) denir. Kök hücre açısından zengin bir yağ dokusu sıvısıdır. SVF sıvısı çok yüksek sayıda ve canlı kök hücreler ile rejenatif - yenileştirici - onarıcı hücreler içerir. Kişinin kendi yağından SVF elde edilir ve aynı kişiye bu zengin içerik enjeksiyon yöntemiyle geri verilir.

Hangi amaçlar için kullanılır?

·         Cilt Gençleştirme

·         Boyun ve El üstü Gençleştirme

·         Sivilce izlerinin Tedavisinde

·         Yara İzlerinin ve Çatlakların tedavisinde

·         Saç Dökülmesi tedavisinde

Yağ Dokudan Kök Hücre Üretimi Hakkında Sık Sorulan Sorular

Sıvı üretimi için, kişiden 50-200cc kadar yağ dokusu alınmalıdır.
Lokal anestezi altında gerçekleştirilebilir. Steril şartların sağlanması önemlidir. Özel kanüller kullanılarak, karın-kalça gibi bir bölgeden lipoaspirasyon yöntemi ile yeterli miktarda yağ dokusu alınır.
Laboratuvar şartlarında bazı tıbbi işlemler sonrasında SVF elde edilir. Bu ayrıştırma işlemi sonrasında, yaklaşık 10cc kök hücreden zengin SVF elde edilir. Hemen hastaya uygulanabilir durumdadır.
Uygulanan kök hücre sıvısı, kişinin kendi yağından elde edildiği için; alerji, aşırı duyarlılık etkileri yaratmaz
Cilt gençleştirme için cilde enjeksiyon yöntemi ile uygulama yapılır. Uygulamadan sonraki 2 hafta içinde kök hücreler, ciltte onarma, canlandırma ve yenileme işlevini görürler. Uygulama sayısı tamamen ihtiyaca göre belirlenir.

Selülit Mezoterapisi

Selülitin en etkin tedavilerinden birisi de mezoterapidir. Selülit mezoterapisi, orta deri tedavisi anlamındadır. Tedavinin amacı kan ve lenf dolaşımını düzenlemek, fazla yağların parçalanmasını sağlamak, böylece selülitli dokuyu ortadan kaldırmaktır. Soya lesitin ,kafein, karnitin, Nikotinamide ve Dioksolik Asit zenginleştirilip , selülite,nem tutmaya, ve bölgesel yağlanmaya karşı kullanılır.

Kullanım alanları:

-Lokal Yağlanma

-Selülit- Dolaşım bozukluğu

-Doku oksijenasyonu

-Cilt iyileştirme

Kullanım Bölgeleri:

-Gıdı

-Göbek

-Kollar

-Baldır

-Kalça

Uygulama protokolü:

15 günde bir düzeltilmesi istenen bölgede deri içerisine yapılarak tedavi sağlanır, % 80 lere varan olumlu sonuçlarla bölgesel yağların giderilmesine destek olacaktır. Ortalama 4-6 seans uygulanır.

Selülit tedavilerinde, selülitin derecesi, cildin esnekliği, kılcal damar/varis problemleri tedavi şeklini değiştirir. Hangi uygulamanın yapılacağı; talep eden hastanın sağlık durumu kontrol edilerek ve bazen diğer destek tedavi cihazları kullanılarak belirlenir. Hekimlerimiz sizi bu konuda önbilgilendirmede detaylı olarak yanıtlayacaklardır.

Saç ve Saçlı Deri Hastalıkları

Saç hastalıkları denince akla ilk gelen saç dökülmeleridir. Saç dökülmesi kadın ve erkeklerde sık karşılaşılan bir sorundur. Dökülmeler sonrasında ortaya çıkan duruma da alopesi (kellik) adı verilir. Saçın normal fiziksel hareketi, yıkama ve fırçalama etkisiyle saç kökü daha da gevşer. Bu sürecin sonunda saç dökülmektedir. Normal bir erişkinde saçlı deride 150.000 saç folliküli bulunmaktadır. Bunların % 10 dan azının telogen evrede olduklarını bilmekteyiz. Bu nedenle her gün 50-150 arası saç telinin dökülmesi normaldir ve herkeste bir ölçüye kadar normal sayılmaktadır. Hastanın genel muayenesi ve saç/saçlı derinin ayrıntılı değerlendirilmesini kapsar. Saçın uzunluğu, rengi, yapısı, vücut kıllarının dağılımı, akne veya hirsutismus gibi virilizasyon bulguları değerlendirilmelidir. Sonrasında saç dökülmesinin yaygınlığı, dökülmenin diffüz mü, lokal mi olduğu, saçlı deride eritem skuam, püstül gibi lezyonları varlığı, dökülmenin skarlı mı skarsız mı olduğuna bakılmalıdır.

Saç Dökülmesi Sebepleri:

  • Demir eksikliği, B12 eksikliği
  • Anemi (Kansızlık)
  • Mensturasyon, gebelik, menapoz.
  • Otoimmün hastalıklar
  • Kanser
  • İlaçlar
  • Psikolojik durum (anksiyete, psikoz)
  • Ameliyat
  • Beslenme alışkanlıkları (diyet, vejearyen olma)

Saç dökülmesinin süresi, lokalizasyonu, saçlarda incelme olup olmadığı, vücut kıllarında dökülme varlığı, kaşıntı, yanma gibi semptomların olup olmadığı ve kullandığı saç bakım ürünleri bu sebepler yanı sıra kontrol edilmesi gereken faktörlerdir.

Saç Dökülmelerinde Dermatoloji Yaklaşımı:

  • Dökülme sebepleri hakkında hastanın vereceği bilgiler; hastanın hikayesi
  • Klinik Muayene
  • Laboratuvar Tetkikleri
  • Biyopsi (Kıl gelişim veya kıl kaybını değerlendirme yöntemleri invaziv, semi invaziv ve non invaziv metotlar şeklinde 3 gruba ayrılabilir)

ANDROGENETİK ALOPESİ (ERKEK TİPİ SAÇ DÖKÜLMESİ

Androgenetik alopesi; genetik yatkınlığı olan kişilerde androjenlerin etkisi ile ortaya çıkan, kadın ve erkeklerde görülebilen ve saç kaybı ile seyreden bir hastalıktır. Sıklığı ilerleyen yaşla birlikte artar, ancak başlangıç yaşı ve ilerleme oranı değişkendir.

Androgenetik alopesi ERKEKLERDE alın ve tepedeki saç tellerinde incelme, yavaş uzama, bu saç telleri hafifçe çekildiğinde kolayca ele gelmesi ve saçların kolayca dökülmesi şeklinde başlar. Saçlı deride alın çizgisinin geri çekilmesine ve tepe açılmasına yol açacak bir görüntüyle devam eder. Sonraki dönemlerde bu saç telleri karakterini kaybedip daha açık renkli ve uzamayan ince tüylere döner. Sonuçta da saç derisi parlak ve saçsız bir şekil alır, kellik ortaya çıkar.

İlk olarak Hamilton 1951 yılında New York’ta yaşayan 312 beyaz erkek ile 214 beyaz kadını incelemiştir. İncelemenin sonunda hastalığın şiddetine göre 8 tip tariflemiş ve bu sınıflara ait insidanslar vermiş, Ardından 1972 yılında Ebling ve Rook, Hamilton sınıflanmasını modifiye etmiş ve beş gruba ayırmıştır. Son olarak Norwood, 1000 hasta üzerinde yaptığı çalışmalarla Hamilton sınıflamasına son halini vermiştir.*DOI: 10.4274/turkderm.48.s8

Androgenetik alopesi KADINLARDA; Üç değişik saç dökülmesi paterni izlenebilir:

1. Tepe bölgesinin diffüz incelenmesi, frontal saç çizgisinin korunması (Ludwig tipi). Dökülmenin şiddetine göre Ludwig 1,2,3 olarak derecelendirilmektedir 

2. Frontal orta çizginin geri çekilmesi ve saçlı derininin santral parçasının diffüz saç dökülmesi olmadan genişlemesi Olsen tarafından tanımlanmış ve “ çam ağacı paterni” olarak adlandırılmıştır.

3. Bitemporal geri çekilme ile birlikte incelmedir. Erkek tipi (Hamilton tipi) saç dökülmesi ile aynı dağılım paternine sahiptir. İncelme vertekste ve lateral-frontal bölgede daha belirgindir.