Psoriasis (Sedef) Hastalığı

Sedef hastalığı, üstü gümüş rengi pullarla kaplı kırmızı lekelerle ortaya çıkan, nedeni bilinmeyen bir deri hastalığıdır. Sedefin klasik yarası deriden kabarık, pullu, daire veya oval şekilde kenarları keskin sınırlıdır. Pullanma gümüşi veya beyaz renktedir. Hastalığın nedeni bilinmediğinden tedavi, belirtilerin şiddetine göre planlanmaktadır.  Belirtilere yönelik tedavi, olguların çoğunda klinik iyileşme sağlar. Ayrıca hastalığın, hastanın yaşamı üzerindeki etkisini göz önünde bulundurmak tedavideki başarının bir parçasıdır.

Aşağıda  Dermatolog Prof. Dr. Şemsettin Karaca Psoriasis sunumunu bulabilirsiniz. TIKLAYIN

 

Çil (Efelid) Tedavisi

Çiller,küçük(1-3mmçaplı),daha çok yüze yerleşen ve ultraviyole etkisiyle( güneş ışığı maruziyeti) koyulaşan pigmente kahve renkli noktasal lekelerdir. Sarışın, kızıl saçlı ve beyaz tenlilerde daha sık rastlanır. Kalıtsal özellik taşıdığı da düşünülmektedir.

Çillerin,  2-3 yaşından sonra ortaya çıkıp ergenlik döneminde belirginleşmesi ve bazı kişilerde yaş ilerledikçe kaybolması mümkündür. Vücudun her yerinde olsa da; sıklıkla yüz ve kol ve omuz bölgelerinde görülür. Mukoza bölgelerde bulunmazlar. Kış aylarında renkleri açılır, yaz aylarında koyulaşır. Rengi hiçbir zaman lentigo veya melanositik benler kadar koyulaşmaz.

Çiller, güneş ışığı altında koyulaştığı için, yaz döneminde yüksek UV korumalı güneş kremleri mutlaka kullanılmalıdır. Kozmetik açıdan kişiyi rahatsız ettiği durumlarda tedavi edilebilir.

  • IPL lazerler
  • Q Switch Lazer
  • Kimyasal peelingler
  • Kriyoterapi

gibi yöntemlerle, çil(efelid) tedavi edilebilir. IPL tedavileri, diğer yöntemlere göre daha iyi sonuçlar vermektedir. Pigmentasyon tedavileri çeşitleri içinde “IPLbaşlığına bakabilirsiniz.

 

Madalyon Hastalığı( Pityriasis Rosea)

Pitiriyazis roze( Madalyon Hastalığı- Pityriasis Rosea), sık görülen ve kırmızı kahve renkli üzeri kepekli döküntülere neden olabilen bir deri hastalığıdır. Genellikle çocuk ve genç erişkinleri etkileyen, akut, kendini sınırlayan inflamatuar bir hastalıktır. PR’nin tipik klinik özellikleri; deride ‘madalyon’ adı verilen, 2-6 cm çapında öncü bir plağın ortaya çıkması ve daha sonra da genellikle gövde de sırt, karın veya kalçada döküntülerin gelişmesidir. Hastaların %25’inde değişen derecelerde kaşıntı bulunur. Yılın daha çok ilkbahar ve sonbahar aylarında, sıklıkla 20-29 yaşları arasında ortaya çıkar ve cinsiyet ayrımı gözetmez.

Hastalığın ilk aşamasında deride herhangi bir belirti olmadan önce baş ağrısı, hafif ateş, iştahsızlık, burun akıntısı ve boğaz ağrısı gibi üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri görülebilir. Madalyon, haberci yama veya anne yama görüntüsü çıkmasından sonra, hastalık ilerlemeye devam eder ve madalyondan daha küçük lezyonlar çıkmaya başlar.

Madalyon Hastalığının Teşhisi için, Klinik görünüm ve muayene, tanı koymak için yeterli olabilir. Bazı atipik formlarda diğer hastalıkları da ayırt etmek için biyopsi almak ve bazı kan testleri istemek gerekebilir.

Pityriasis Rosea, kendini sınırlayan bir hastalık olduğu için her zaman tedavi gerektirmez. Kaşıntıya yönelik antihistaminik ilaçlar kullandırılabilir. Kortizon içeren kremler, ağız yoluyla antibiyotikler tedavi içinde Hekim tarafından verilebilir.

Genital Siğiller

Ülkemizde ve elbette batı dünyasında cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların sayısı giderek
artmaktadır. Dünyada her yıl 20 milyon insan bu enfeksiyonlara maruz kalarak hem tedavi ve
komplikasyonlarıyla mücadele etmek hem de bu süre zarfında yeni bulaş kaynağı olmaktadırlar. Bu
hastalıklar arasında insan papilloma virüsünün neden olduğu genital siğiller 18-28 yaşlarındaki genç
kişilerde en sık görünenidir. Cinsel aktivitenin ilk 10 yılında %25 inde görülürken yaşam boyu bu risk
%80lere ulaşabilir. Kondilom olarak ta bilinen bu enfeksiyonun etkeni olan virüs tiplerinin sayısı
150 yi aşkın olmasına rağmen genital siğiller gibi iyi huylu oluşumların %90ını tip 6 ve 11 neden olur.
Kansere neden olan tipler çok nadirdir.

Bu virüsler çok kolay ve hızlı bulaşmalarının yanı sıra tedavileri zaman alıcı ve zahmetlidir.
Tedavi edilmediklerinde bir kısmı geriler, bir kısmı öylece kalır, bir kısmı ise büyümeye ve yayılmaya
devam eder. Ancak unutulmamalıdır ki her zaman bulaşıcılığı devam edebilir. Bulaşma için risk
faktörleri çoklu partner, sigara kullanımı, korunmasız cinsel yaşam, ve daha önce cinsel yolla bulaşan
hastalık varlığıdır. Genital siğil varlığı, kişide damgalanma ve utanç, kirlilik ve tiksinti hissi oluşturması
nedeniyle psikolojik etkileri, medikal etkilerden çok daha önemlidir. Özellikle ülkemizde sosyal ve
kültürel yaşam tarzımız bu hastalığı var olan bireylerin tedaviye yönelimini güçleştirmektedir. Bu hem
tedaviyle iyileşecek enfeksiyonun yaygınlaşmasına neden olmakta hem de tedaviyi güçleştirmektedir.

Bu hastalıkta tedavi yaklaşımları farklılık gösterir. Bir kısım tedaviler, siğillerin cerrahi,
dondurarak, yakarak veya kimyasallarla temizlenmesini sağlar iken bir kısım tedaviler de vücudun
bağışıklık sisteminin desteklenmesi yoluyla yapılan tedavilerdir. Hangi tedavi tercih edilirse edilsin,
önemli olan hızlıca tedavi yoluna gidilmesi böylece hem kişinin kendisini, hem de partnerini koruma
altına alması en önemli noktadır. Bu virüslere karşı hem rahim ağzı kanserini hem de genital siğilleri
önleyen iki türlü aşı piyasada kullanımdadır. Bu virüsle ilgili en önemli konu da, erkeklerde ağız,
yutak ve penil kanserlere, kadınlarda görülen en sık 2. kanser olan serviks (rahim ağzı) kanserine de
neden olmasıdır. Bu nedenle risk altında olan 30 yaşını aşkın kadınların mutlaka belli aralıklarla
jinekolojik muayene yaptırmalı önerilir.

Özetle; genital siğiller cinsel temasla en kolay bulaşan, nadirde olsa erkek ve kadında kansere neden
olabilen, tedavisi ve aşısı var olan önlenebilen viral bir hastalıktır. Şüpheli temas veya lezyon
varlığında gecikmeden ilgili hekime başvurulması istenmeyen sonuçların gelişimini önlemek açısından tavsiye edilir. 

Prof. Dr. Şemsettin Karaca

 

Rosacea /Gül Hastalığı

Rosacea; en sık burun ve yanaklar, ardından alın ve çene de görülen bir cilt hastalığıdır.

Bazen göz kapaklarında da görülür. Hastalık kızarıklık, sivilceler ve ileri aşamalarında, kalınlaşmış cilt ile karakterizedir. Yüz dışında rozasea görülme oranı yaklaşık olarak %2,2 olarak bildirilmiştir. Erkeklerde saçlı deri kel bölgelerinde, boyunda, göğüs ve karın bölgelerindede lezyonlar görülebilir. Açık tenli kadınlarda (özellikle menapoz döneminde) ve orta yaşlı-yaşlı erişkinlerde daha sık görülmektedir. Rosasea hastalığının %30-40 oranında genetik yatkınlığı belirtilmiştir.

Kişilerin genel görünümlerini de etkilediği için önemli psikolojik, sosyal ve mesleki sorunlara neden olabilmektedir.
Rosacea da sık sık kızarma, vasküler rosacea, inflamatuar rosacea, cilt, gözler ve burunda diğer bazı belirtiler görülmektedir.
Hastalığın erken aşamalarında alın, burun, yanaklar ve çene bölgesinde sık sık kızarıklıklar oluşur. Sıklıkla telenjiyektazilere de rastlanır. Vasküler rosacea denilen tipinde kalıcı kızarıklıklar oluşur. Yüz derisinin altındaki kan damarları genişlemiştir ve küçük kırmızı çizgiler halinde dışarıdan görülebilir. Buna telenjektiyazi denir.

Rozaseanın tipik özelliği derinin hassas olmasıdır; yanma, batma eşlik eder, kimyasal ve fiziksel ajanlarla deri kolaylıkla irrite olur. Alevlenmelere genellikle yüze krem veya kozmetik ürünler uygulandığında oluşan yanma hissi eşlik eder. Etkilenen bölgede hafif şişlik olabilir ve ciltte sıcaklık hissedilebilir.

İnflamatuar rosacea da ise cilt yine kızarıktır ve küçük pembe papuller (sınırları belirgin küçük kabartılar) ve püstüller (içerisi irinli kabartılar) oluşmuştur. Göz iltihabı veya hassasiyetin yanı sıra telenjektiyaziler de oluşabilir.
Bir başka Rozasea hastalığının tipi ise; en sık yağlı derisi olan erkeklerde görülür. Deri kalınlaşmıştır. Çene-alın-yanaklarda kızarıklık görülse de en çok burunda belirgindir. Erkeklerde lezyonlar yüzün ortasındayken, kadınlarda çeneye yerleşme eğilimindedir.

Rozasea Hastalığını Tetikleyen Faktörüler:

Rüzgar, sıcak-soğuk havalar, egzersiz, baharatlı yiyecekler, alkol, sıcak içecekler, fiziksel ya da psikolojik stres rozasea ataklarını ve eritemi arttırır. Hastalar, ilaç kullanımına dikkat etmeli, atakları tetikleyebilen niasin (vit B3) alımından ve yüzlerine topikal steroid sürmekten kaçınmalıdır. Rozasea hastalarında cilt bariyerinin fonksiyonu bozulduğundan cilt bakımı, için kullandıkları ürünler çok önemlidir. Hassas cilt özelliği taşıyan ürünler seçilmeli, abrazif ürünlerden kaçınılmalıdır.

Kök Hücre-SVF- Yağ Dokudan Cilt Gençliği

Yağ Dokudan Kök Hücre (SVF) Tedavisinin Cilt Gençleştirmede Etkisi

Kök hücre: kendini yenileyebilme yeteneğine sahip, doku ve organları oluşturan ana hücrelerdir. Cilt, kemik, kıkırdak,bağ dokusu, kas gibi özelleşmiş başka hücrelere farklılaşabilen, yenileyici, onarıcı, gençleştirici özelliklerdedir. Kök hücrelerin en zengin bulunduğu yerlerden biri cilt altı yağ dokusudur. Cilt altı yağ dokusundan lipoaspirasyon yöntemiyle alınan 100 ml'lik yağ dokusundan ortalama 3 ila10 milyon kök hücre elde edilebilir.

Cilt altı yağ dokusundan lipoaspirasyon yöntemiyle alınan yağların l boratuvarda özel işlemler geçirmesinden sonra elde edilen sıvıya: Stromal Vasküler Fraksiyon (SVF) denir. Kök hücre açısından zengin bir yağ dokusu sıvısıdır. SVF sıvısı çok yüksek sayıda ve canlı kök hücreler ile rejenatif - yenileştirici - onarıcı hücreler içerir. Kişinin kendi yağından SVF elde edilir ve aynı kişiye bu zengin içerik enjeksiyon yöntemiyle geri verilir.

Hangi amaçlar için kullanılır?

·         Cilt Gençleştirme

·         Boyun ve El üstü Gençleştirme

·         Sivilce izlerinin Tedavisinde

·         Yara İzlerinin ve Çatlakların tedavisinde

·         Saç Dökülmesi tedavisinde

Yağ Dokudan Kök Hücre Üretimi Hakkında Sık Sorulan Sorular

Sıvı üretimi için, kişiden 50-200cc kadar yağ dokusu alınmalıdır.
Lokal anestezi altında gerçekleştirilebilir. Steril şartların sağlanması önemlidir. Özel kanüller kullanılarak, karın-kalça gibi bir bölgeden lipoaspirasyon yöntemi ile yeterli miktarda yağ dokusu alınır.
Laboratuvar şartlarında bazı tıbbi işlemler sonrasında SVF elde edilir. Bu ayrıştırma işlemi sonrasında, yaklaşık 10cc kök hücreden zengin SVF elde edilir. Hemen hastaya uygulanabilir durumdadır.
Uygulanan kök hücre sıvısı, kişinin kendi yağından elde edildiği için; alerji, aşırı duyarlılık etkileri yaratmaz
Cilt gençleştirme için cilde enjeksiyon yöntemi ile uygulama yapılır. Uygulamadan sonraki 2 hafta içinde kök hücreler, ciltte onarma, canlandırma ve yenileme işlevini görürler. Uygulama sayısı tamamen ihtiyaca göre belirlenir.

Selülit Mezoterapisi

Selülitin en etkin tedavilerinden birisi de mezoterapidir. Selülit mezoterapisi, orta deri tedavisi anlamındadır. Tedavinin amacı kan ve lenf dolaşımını düzenlemek, fazla yağların parçalanmasını sağlamak, böylece selülitli dokuyu ortadan kaldırmaktır. Soya lesitin ,kafein, karnitin, Nikotinamide ve Dioksolik Asit zenginleştirilip , selülite,nem tutmaya, ve bölgesel yağlanmaya karşı kullanılır.

Kullanım alanları:

-Lokal Yağlanma

-Selülit- Dolaşım bozukluğu

-Doku oksijenasyonu

-Cilt iyileştirme

Kullanım Bölgeleri:

-Gıdı

-Göbek

-Kollar

-Baldır

-Kalça

Uygulama protokolü:

15 günde bir düzeltilmesi istenen bölgede deri içerisine yapılarak tedavi sağlanır, % 80 lere varan olumlu sonuçlarla bölgesel yağların giderilmesine destek olacaktır. Ortalama 4-6 seans uygulanır.

Selülit tedavilerinde, selülitin derecesi, cildin esnekliği, kılcal damar/varis problemleri tedavi şeklini değiştirir. Hangi uygulamanın yapılacağı; talep eden hastanın sağlık durumu kontrol edilerek ve bazen diğer destek tedavi cihazları kullanılarak belirlenir. Hekimlerimiz sizi bu konuda önbilgilendirmede detaylı olarak yanıtlayacaklardır.

Saç ve Saçlı Deri Hastalıkları

Saç hastalıkları denince akla ilk gelen saç dökülmeleridir. Saç dökülmesi kadın ve erkeklerde sık karşılaşılan bir sorundur. Dökülmeler sonrasında ortaya çıkan duruma da alopesi (kellik) adı verilir. Saçın normal fiziksel hareketi, yıkama ve fırçalama etkisiyle saç kökü daha da gevşer. Bu sürecin sonunda saç dökülmektedir. Normal bir erişkinde saçlı deride 150.000 saç folliküli bulunmaktadır. Bunların % 10 dan azının telogen evrede olduklarını bilmekteyiz. Bu nedenle her gün 50-150 arası saç telinin dökülmesi normaldir ve herkeste bir ölçüye kadar normal sayılmaktadır. Hastanın genel muayenesi ve saç/saçlı derinin ayrıntılı değerlendirilmesini kapsar. Saçın uzunluğu, rengi, yapısı, vücut kıllarının dağılımı, akne veya hirsutismus gibi virilizasyon bulguları değerlendirilmelidir. Sonrasında saç dökülmesinin yaygınlığı, dökülmenin diffüz mü, lokal mi olduğu, saçlı deride eritem skuam, püstül gibi lezyonları varlığı, dökülmenin skarlı mı skarsız mı olduğuna bakılmalıdır.

Saç Dökülmesi Sebepleri:

  • Demir eksikliği, B12 eksikliği
  • Anemi (Kansızlık)
  • Mensturasyon, gebelik, menapoz.
  • Otoimmün hastalıklar
  • Kanser
  • İlaçlar
  • Psikolojik durum (anksiyete, psikoz)
  • Ameliyat
  • Beslenme alışkanlıkları (diyet, vejearyen olma)

Saç dökülmesinin süresi, lokalizasyonu, saçlarda incelme olup olmadığı, vücut kıllarında dökülme varlığı, kaşıntı, yanma gibi semptomların olup olmadığı ve kullandığı saç bakım ürünleri bu sebepler yanı sıra kontrol edilmesi gereken faktörlerdir.

Saç Dökülmelerinde Dermatoloji Yaklaşımı:

  • Dökülme sebepleri hakkında hastanın vereceği bilgiler; hastanın hikayesi
  • Klinik Muayene
  • Laboratuvar Tetkikleri
  • Biyopsi (Kıl gelişim veya kıl kaybını değerlendirme yöntemleri invaziv, semi invaziv ve non invaziv metotlar şeklinde 3 gruba ayrılabilir)

ANDROGENETİK ALOPESİ (ERKEK TİPİ SAÇ DÖKÜLMESİ

Androgenetik alopesi; genetik yatkınlığı olan kişilerde androjenlerin etkisi ile ortaya çıkan, kadın ve erkeklerde görülebilen ve saç kaybı ile seyreden bir hastalıktır. Sıklığı ilerleyen yaşla birlikte artar, ancak başlangıç yaşı ve ilerleme oranı değişkendir.

Androgenetik alopesi ERKEKLERDE alın ve tepedeki saç tellerinde incelme, yavaş uzama, bu saç telleri hafifçe çekildiğinde kolayca ele gelmesi ve saçların kolayca dökülmesi şeklinde başlar. Saçlı deride alın çizgisinin geri çekilmesine ve tepe açılmasına yol açacak bir görüntüyle devam eder. Sonraki dönemlerde bu saç telleri karakterini kaybedip daha açık renkli ve uzamayan ince tüylere döner. Sonuçta da saç derisi parlak ve saçsız bir şekil alır, kellik ortaya çıkar.

İlk olarak Hamilton 1951 yılında New York’ta yaşayan 312 beyaz erkek ile 214 beyaz kadını incelemiştir. İncelemenin sonunda hastalığın şiddetine göre 8 tip tariflemiş ve bu sınıflara ait insidanslar vermiş, Ardından 1972 yılında Ebling ve Rook, Hamilton sınıflanmasını modifiye etmiş ve beş gruba ayırmıştır. Son olarak Norwood, 1000 hasta üzerinde yaptığı çalışmalarla Hamilton sınıflamasına son halini vermiştir.*DOI: 10.4274/turkderm.48.s8

Androgenetik alopesi KADINLARDA; Üç değişik saç dökülmesi paterni izlenebilir:

1. Tepe bölgesinin diffüz incelenmesi, frontal saç çizgisinin korunması (Ludwig tipi). Dökülmenin şiddetine göre Ludwig 1,2,3 olarak derecelendirilmektedir 

2. Frontal orta çizginin geri çekilmesi ve saçlı derininin santral parçasının diffüz saç dökülmesi olmadan genişlemesi Olsen tarafından tanımlanmış ve “ çam ağacı paterni” olarak adlandırılmıştır.

3. Bitemporal geri çekilme ile birlikte incelmedir. Erkek tipi (Hamilton tipi) saç dökülmesi ile aynı dağılım paternine sahiptir. İncelme vertekste ve lateral-frontal bölgede daha belirgindir. 

Siğil Tedavisi

Siğiller Human papilloma virus (HPV) ile gelişen enfeksiyonlardır. Virus ilk olarak deriden kabarık, ağrısız bir kabarıklık şeklinde ortaya çıkar. Siğile direkt temas ya da siğile temas eden bir şey ile temas sonrası oluşur. Deride oluşan kesik ya da yaralanma gibi travmalar bulaşmayı kolaylaştırır.

Siğiller vücudumuzun farklı bölgelerinde yerleşerek farklı klinik şekillerde karşımıza gelebilir.

Verruka vulgaris:

Sık görülen olağan tip siğil • Sıklıkla parmaklarda, tırnak çevresinde ve el sırtında görülür. Hastada genellikle deride yaralanma ve sıklıkla tırnak yeme alışkanlığı vardır. Deri renginde, pürtüklü yüzeyli ve bazen üzerinde siyah noktalanmaların da görülebildiği deri kabarıklıkları şeklinde karşımıza çıkar.

Ayak siğilleri (plantar verrü)

Ayak tabında yerleşen siğiller bazen kümeli yerleşim gösterirken üzerinde siyah noktalanmalar da görülebilir. Siğiller bu bölgede kabarıklıklar oluşturmazlar, daha çok düz yüzeyli ve içe büyüme gösterir tarzda yerleşirler, nasırla karıştırılabilir. Hastada yürüme sırasında şiddetli ağrı oluşturabilir.

Düz siğiller (plan verrüler)

Her yerde görülebilmesine rağmen en sık yüzde yerleşir. Özellikler erkeklerde yüzde yerleşen siğiller tıraş nedeniyle hızla çevreye bulaşarak sayıları artar. Düz yüzeyli deriden hafif koyu renkte görülürler. Diğer bölgede görülen siğillere göre daha küçük yapıdadırlar.

Saplı siğiller (filiform verrü)

Sıklıkla yüzde; ağız ve göz çevresinde yerleşirler. Dar taban üzerinde ince gövdeli ipliksi uzantılar şeklinde görülür. Hızla büyüyebilirler.

 

 

 

Elektrokoterizasyon  (yakma tedavisi), kriyoterapi (dondurma tedavisi ) gibi yöntemler ortadan kaldırılabilir. Siğil tedavilerinde lazerler de kullanılmaktadır. Tedavi ortadan kaldırır ve virusa bağlı bulaştırıcılığı, yayılmayı azaltır. Tek seans yeterli olabileceği gibi, 2-3 seans uygulama gerekebilir. 

Genital Bölge Siğilleri

Dış cinsel organlarda bulunan siğillerde tanı, görünüme bakılarak yada patolojik inceleme ile konulur. Rahim ağzına yerleşen virus, rahim ağzı kanserine neden olması açısından önem taşır. Rahim ağzı kanserlerinin % 98’inin bu virüs ile ilişkili olduğu belirtilmektedir. Bazı tipleri ise anus kanserine yol açabilmektedir. Genital siğiller, HPV virüsü enfeksiyonu hem kadında hem de erkekte daha sıklıkla genital bölgede, makat etrafında ve nadiren de ağızda oluşur. HPV cinsel yolla bulaşan hastalık olup en sık görülenidir. Cinsel  bölgeyi enfekte eden HPV' ler temas yolu ile kolayca yayılırlar. HPV' nin bir kişiden diğerine bulaşması için mutlaka tam bir ilişki olması gerekmez. Bazen virüs yıllarca hiçbir bulgu vermeden vücutta kalabilir. Kuluçka süresi belirli değildir. Hastaların büyük bir kısmında 2-6 ay içinde belirti verir. Aktif genital lezyonların varlığında bulaşıcılık en yüksektir. Siğiller ortaya çıkıp tedavi edildikten sonra yeniden siğil çıkmadan geçen dönem ne kadar uzunsa bulaştırıcılık da o oranda azalmaktadır. 

Aşırı Terleme (Hiperhidroz) Nedir? ve Tedavisi Nasıldır?

 

Aşırı terleme olarak tanımlanan hiperhidroz, idiyopatik (primer) ve sekonder olarak iki grupta incelenebilir. Aşırı terleme; altta yatan bir sağlık durumuna bağlı olabilir veya belirgin bir nedeni yoktur.

  1. Primer hiperhidroz: “İdiopatik” “nedeni bilinmeyen” anlamına gelir. En sık görülen tipi diyopatik hiperhidroz, palmar( avuçiçi), plantar(ayak tabanı) veya aksiller( koltukaltı) alanlarda, sistemik hastalığın eşlik etmediği aşırı terleme türleridir.
  2. Sekonder hiperhidroz: Obezite, gut, menopoz, tümör, cıva zehirlenmesi, diabetes mellitus veya hipertiroidizm (aşırı aktif tiroid bezi) gibi temel sağlık koşullarından dolayı kişi çok fazla terleyebilir.

Hiperhidrozun belirtileri ve bulguları şunları içerebilir:

  • Avuç içlerinin terlemesi veya nemli olması
  • Ayak tabanlarının terlemesi veya nemli olması
  • Sık terleme
  • Giysileri ıslatacak kadar aşırı terleme
  • Hastalığın 25 yaşından önce başlamış olması
  • En az 6 aydır süregelme gibi…

Hastalara terleme şekilleri sorulur. Vücudun hangi bölümleri, hangi sıklıkta terleme olaylarının meydana geldiği ve uyku sırasında terleme olup olmadığı öğrenilir. Isı testleri uygulanabilir. Bazı kan tetkiklerinden sonra, diğer hastalık ihtimalleri ortadan kalktığında ;hiperhidroz üzerine eğilinebilir.

Hiperhidroz Tedavisinde;  botulinum toksin, uygulaması basit, etkili ve yan etkisi çok az bir yöntemdir. Özellikle koltukaltı aşırı terleme şikayetinde, ilk seçenek olarak değerlendirilebilir.

Terlemeyi kesmek amacıyla bazı hastanelerde, “ETS – Endoskopik Torakal Sempatektomi” yöntemiyle tedavi yapılır. Genel anestezi altında bir saat içinde aşırı terleme problemi ortadan kaldırılmaya çalışılır.