Lazer Epilasyon, Tıbbi Bir İşlemdir

Kimlere Uygulanabilir? Epilasyondan Beklentiler Nelerdir?                  

İ​stenmeyen kıllardan kurtulmak; ergenlik dönemi itibariyle hemen her bireyin, istekleri arasındadır. Geçici etkili bir çok kıl alma yöntemi olmasına rağmen kılların uzun süreli olarak yok edilememesi sorunu lazerlerin icadı ile ortadan kalkmıştır. Kılların kalıcı olarak yok edilmesinde hızlı ve invazif olmayan bir yöntem ihtiyacı çeşitli ışık kaynaklarının geliştirilmesini sağlamıştır.

Lazer ışığı bildiğimiz ışıktan farklı olarak, ışığın tek dalga boyunda düz bir demet halinde yayılmasıdır. Milisaniyelik atışlarla cilt üzerine uygulanan lazer ışını, kıla rengini veren melanin pigmenti tarafından emilir ve çevre dokuya zarar vermeden seçici olarak kıl kökünde yoğunlaşır. Burada oluşan ısı kıl kökünü tahrip eder. Yanan kılların bir kısmı hemen dökülür bir kısmı da 2-3 hafta içinde deriden atılır.

Epilasyon Amaçlı Kullanılan Lazer Tipleri

Günümüzde lazerleri içinde altın standart olarak kabul edilen Alexandrite lazerler 755 nm dalga boyunda ışık sağlamaktadır. Uzun dönem etkinliği %65-80 arasındadır. Deri tipi 1-3 arasında olan(açık cilt rengine sahip) kişilerde güvenle kullanılır, deri tipi 4-6 arası olanlarda güvenilirliği azdır . 

Diod lazerler ise 810 nm dalga boyunda ışık sağlayabilen, deri tipi 1-5 ( açık tenli, buğday ve koyu buğday cilt renkleri) arasında olan bireylerde yoğun enerji ve kısa atım süresi ile etkili kıl kaybı sağlamaktadır.

ND-YAG lazerler 1064 NM dalga boyunda uzun atımlı lazerlerdir ve koyu tenli bireylerde epilasyon için altın standart olarak kabul edilmektedir. 

Lazer Epilasyon, Hangi Vücut Bölgelerine Yapılır?

Burun içi ve kulak boşluğu hariç olmak üzere tüm vücut bölgelerine lazer yapılabilir. Kadınlarda en çok üst dudak, çene, genital, koltukaltı, kol ve bacak, erkeklerde ise, sırt, göğüs ve sakal bölgelerine uygulanabilir.

Lazer Epilasyonda Neden Birden Fazla Seans Gerekir?

Vücudumuzdaki kılların , doğum(anagen),gelişme(katagen) ve ölüm(telogen) gibi değişik yaşam evreleri vardır. Aynı bölgede değişik evrede bir çok kıl bir arada bulunmaktadır .Lazer sadece gelişme fazındaki tüylerde etkilidir. Kılın lazere en duyarlı olduğu evreyi bulmak için lazer uygulaması belirli aralıklarla tekrarlanmalıdır. Ortalama 6-8 seans tekrarı gereklidir. Seans sayısı kişisel değişkenlikler gösterebilir. Seans aralığı yüz bölgesinde 1-1,5 ay, vücut bölgelerinde 1-2 aydır. Tedavi ilerledikçe seans aralıkları uzamaktadır .

Lazer Epilasyon Komplikasyonları

Geçici ve hafif şiddetli ağrı, Soğuk ürtikeri(soğuk hassasiyeti olan kişilerde ürtikeri tetikleyebilir), kıl kökü iltihaplanması, yanık, hiperpigmentasyon, hipopigmentasyon,  inflamasyona bağlı akne oluşumu, çevre kıllarda artış gibi geçici ya da kalıcı yan etkiler oluşabilir.

Lazer epilasyon, komplikasyon yönetimi gerektiren; yani sağlık kurumunda, hekim kontrolünde uygulanması gereken tıbbi bir işlemdir.

Lazer Epilasyonda Hasta Seçimi

Estetik veya tıbbi endikasyonla lazer epilasyon planlanan hastalarda ilk ve en önemli basamak uygun hasta seçimidir. İşlem öncesi her hastanın anamnezi alınmalı ve fizik muayenesi yapılmalıdır. Hastanın yaşı, cinsiyeti, Fitzpatrick deri tipi, kıl dağılımı, kıl rengi ve tipi kaydedilmelidir. Bronzlaşmış hastalarda cildin rengi açılıncaya dek işlem ertelenmelidir.

Uygun hasta seçiminden sonra hastalara yapılacak işlem tedavi süreci, beklenen etki ve olası yan etkiler, öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gereken konular hakkında bilgi verilmelidir.

Tedavi Sonrası Beklenti Ne Olmalıdır?

Lazer uygulanan çok sayıda hastada uygulama bölgesinde %70-80 arasında kıllarda azalma olur; ancak tamamen kılsız kalma durumu beklenmemelidir. Tedavinin etkinliği seanslar tamamlandıktan 6 ay sonra belli olur. Etkili bir tedaviden sonra az miktarda çıkan tüy ince ve açık renklidir, kozmetik sorun teşkil etmez. 

SONUÇ:

Lazer epilasyon ilk keşfedildiği zamanlarda açık cilt rengi ve koyu renk kıllar üzerinde etkili sonuçlar verdiği gözlemlenirken, bugün gelişmiş cihazlar ile hemen tüm cilt tipleri ve kıl tiplerine uygun hale getirilmiştir. Lazer epilasyon bilinçli ellerde yapıldığında etkili ve hasta memnuniyeti yüksek bir tedavidir. Ortaya çıkan komplikasyonlar hafiftir ve kısa süre içinde gerilemektedir. Tedavi öncesinde ayrıntılı değerlendirme yapılmalıdır.

En iyi klinik sonucu en az yan etkiyle elde etmek için uygun dalga boyu, enerji ve atım süresi seçilmeli ve tedavi sonrası koruyucu önlemler üzerinde önemle durulmalıdır.

Hemşire Bedriye Turhan Tarafından Yazılmıştır. Kasım-2018

Sağlıklı ve Güzel Görünen Bir Cilde Nasıl Sahip Olunur?

Cildimizi “güzel” yerine “sağlıklı” görünüme sahip olması için; cilt bakımını kozmetik bir unsur olmaktan çıkarıp, cilt sağlığını iyileştirmeye yardımcı ve destek olan bir bakım anlayışında olmalıyız. Evde kullanmak üzere seçeceğiniz ürünlerin içeriğinde ise suni renklendirici, parfüm, mineral yağ ve alkol gibi tahriş edici içeriklere sahip olmaması, bu anlayışla cilt bakımına başlamanızı sağlayacaktır.

Estetisyenler tarafından yapılan, profesyonel cilt bakım uygulamalarında; temel temizlik bakımları yanı sıra medikal cilt bakımları günümüzde sıklıkla tercih edilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, profesyonel bakımların yanı sıra, sizin de yapmanız gerekenler bulunmaktadır. Günlük hayatınızda cildinize uygun dermokozmetik ürünler ya da makyaj malzemeleri kullanmalısınız.

Kırışıklık belirtileri, erken dönem çizgilenmeler, foto yaşlanma, akne, nemsizlik, yağlanma, alerji  eğilimi, hassasiyet ve güneş hasarı etkilerinden şikayet eden kişilerin önce cilt yapısını düzeltmek gerekir. Cildi besleyen, yenileyen ve enerji vermek için uyguladığımız bakımlarla ciltlere yeniden canlandırıcı bir güç desteği verilmelidir. İlk adım her zaman cildin gerçek ihtiyaçlarını belirleyip, doğru şekilde analiz etmekten başlamalıdır. Cildin analizi 2 şekilde yapılır:

*Cildi makyaj ve ürünlerden arındırarak, 3 boyutlu analizden geçirmesi

*Sonrasında uzmanların bu verileri de ön planda tutarak, hassasiyeti ve cildin bakım geçmişi hakkında sorular sorarak, doğru bir konsültasyon yapmasıdır.

Cildiniz için yapılacak profesyonel bakım desteğinin dışında, evde neler yapabileceğiniz, hangi ürünleri nasıl kullanacağınız doğru belirlenmelidir. Bu aşamada herkesin bir beklentisi vardır:” evet, bunu istiyorum; ancak kim yapmalı?”

Birbirine çok yakın iki branş olan kozmetik uzmanı ve estetiysen, ülkemizde aynı anlamda kullanılıyorsa da aslında çok farklı tecrübe alanlarıdır. Bu yüzden birbiriyle karıştırılmaması gerekir. Kozmetik uzmanı bakım ürünlerini cilt tiplerini uygun olarak belirler ve önerir. Estetisyenler ise uygulamalar ile doğrudan ciltlere müdahale eden kişilerdir. Bu nedenle de estetisyen, kozmotolojiye dair bir cok şeyi bilmek zorundadır. Cilt analizinde cildi çok iyi yorumlaması gerekir. Cilt problemlerinin sebeplerini araştırırken, kişinin günlük yaşam alışkanlıklarıyla, genel sağlık durumu ile ilgili yararlı bilgileri de öğrenmeli, tüm verileri bir arada değerlendirmelidir.

Cilt bakım uzmanlarının yaptığı ortak yanlış; cilt tipi ile cilt durumu arasındaki farkı bilmemeleridir. Bunların ikisi de birbirinden farklıdır. Cilt tipi, anne babamız tarafından genetik olarak gelir. Cilt durumu ise dışarıdan cildi etkileyebilen faktörlerdir. Ameliyatlar, kullanılan ilaçlar, stres ve hastalıklar cilt durumunu belirler. Bu nedenle cilt durumları tüm cilt tiplerini etkiler.

Cilt tipleri normal-karma, yağsız-kuru, yağlı, akneli, hassas olarak kendi içlerinde ayrılır. Cilt durumları ise nemsiz, hassas, olgun, lekeli, sivilceli olarak ayrılır. Normal-karma cildin görünümü, T bölgesi dediğimiz; yüzümüzün orta hattında hafif genişlemiş gözenekli, sağlıklı ve ışıltılı durumdadır. Yağsız –kuru ciltte, belirgin kuruluk kırışmaya müsait sıkı gözenek görünümü olur. Yağlı ciltte parlama ve geniş gözenek görünümü vardır. Akneli cilt kalın cilt yapısındadır ve açık gözenek görünümüne sahiptir. Hassas ciltte ise ince yapısı ile kılcal damarlanmaya yatkın, bariyeri bozulmuş cilt görünümdedir.

Bu gibi cilt tiplerini ayırarak, kendi cildinizin hangi gruba girdiğini bulabilirsiniz. Estetisyen desteği almak istediğinizde ise zaten cilt tipiniz hemen belirlenir ve uygun profesyonel bakım uyguanır. Estetisyenin yeterince bilgi sahibi olmaması, tecrübesi olması yapılan seçimleri olumsuz etkileyecek ve cilt problemi yaşamanıza sebep olacaktır.  

Uzm. Estetisyen Demet Akpak Tarafından Yazılmıştır. Eylül-2018

Tedaviye Dirençli Sivilce, Klasik Akne Olmayabilir

Akne, toplumun yarısından fazlasının özellikle ergenlikte karşılaştığı ve bir kısmın da 40’ lı yaşlara kadar devam eden, yaşamı ve kalitesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen kıl ve yağ bezi kaynaklı bir hastalıktır. Hastalık nedeniyle gençler depresyondan, yaşamını sonlandırmaya kadar giden bir dizi psikiyatrik sorunlarla karşı karşıya kalabilirler. Bu nedenle akne ve akneye benzeyen hastalıklarının birbirinden ayırımı ve etkin tedavisi profesyonel yaklaşım gerektirir. Çünkü akne oluşumu, aşırı yağ salınımı sonrasında tıkanma, şişme, sivilcelenme ve abseleşme şeklinde giden bir süreçtir. Tedavi her döneme göre değişkenlik gösterir ve bazı dönemlerde küçük müdahaleleri bile gerektirebilir. Tedavide, başlangıçta kombine kremler yeterliyken, bazı dönemlerde, antibiyotik, A vitamini analogları ve hatta hormonal tedavi kombinasyonlarını gerektirir.  Medikal tedavilere ek olarak çeşitli peelingler, cilt bakım kürleri, yeni nesil lazer sistemleri de tedavi ve destek amaçlı kullanılabilir. Erken başlanan uygun tedavi % 80’inde gelişebilecek akne izleri riskini en aza indirecektir.

Klasik aknenin benzer hastalıklardan ayrılması uygun tedavinin başlanması açısından önem arz etmektedir. Burada üzerinde durulması gereken önemli nokta, akneye benzeyen ve sık görülen diğer hastalıklardır. Bunların başında yetişkin akne olarak ta bilinen rosacea (gül hastalığı) gelir. Akneden en önemli farkları; >30 yaşlarda görülmesi, özellikle burun ve yanakları tutması, bu bölgelerde kılcal damarların belirginleşmesi, komedon olmadan kızarık zemin üzerine yerleşen sivilceler olması ve genellikle gözlerde yanma, kızarıklık gibi bulgularının eşlik etmesidir. Bazı hastalarda kabızlık bulunabilir. 

Klasik akneden ayrılması gereken önemli diğer hastalık seboreik akne’dir. Bunun da klasik akneden farkları vardır özellikle T bölgesi ve çenede yerleşir, çoğu zaman sivilceler kaşıntılı olur ve komedon bulunmaz, ek olarak saçlı deride kaşıntı, ve sivilcelenme ve kepeklenme eşlik eder, baharatlı bazı gıdalarla artış gösterir.

Ayırıcı tanıda nadir olabilecek başka hastalıkların varlığı söz konusu olsa da pratikte bilgilenmeye gerek yoktur.  Doğru tanı, doğru tedavinin anahtarıdır. Her hastalıkta tedavi ve dikkat edilmesi gerekenler farklılık gösterdiğinden uygun yaklaşım gereklidir.  Seboreik akne’de ketakonazol, sülfür, çinko pirityon, steroid, pimekrolimus içeren şampuan, krem ve losyonlar tercih edilmeli ve uygun temizleyiciyle yüz sık yıkanmalıdır.  

Tüm akne tiplerinde yüzün terden ve yağdan arındırılması olumlu etki bırakır. Yine tüm akne tiplerinde yoğun kapatıcılar, yanlış önerilen ve kullanılan kozmetik ürünler, nemlendiriciler hastalığı alevlendirebilir. Bu konularda dikkatli olunmalı hastalığının şiddetlenmemesi için kullanılan ürünlerin, özellikle dermakozmetik olması ve uzman önerisiyle tercih edilmesi gerekiyor. Tercih edilen kozmetiklerin arasında makyaj ürünlerinin de mineral içerikli olmasına dikkat edilmelidir.

                Sonuç olarak; akne gençlik döneminin sosyal ilişkilerini ve kişisel duygu durumu etkileyen en yaygın hastalığıdır. Birinci basamak her hekim tarafından tedavi edilebilir bir hastalık gibi değerlendirilse de dirençli ve görünümü olumsuz etkileyen ve diğer hastalıklarla ayırıcı tanısının yapılması gerektiği ve iz bırakma riskinin yüksek olduğu durumlarda tecrübeli bir dermatolog tarafından tedavi edilmesi şüphesiz en ideal yaklaşımdır.

Prof.Dr. Şemsettin Karaca Tarafından Yazılmıştır. Kasım-2017

Kozmetiklere Bağlı Gelişen Dermatit

İlaçlar ve kozmetiklerin kirli yüzleri; Döküntüler ve lekeler

Yeni hastalık tanımlamaları ve tedavi için geliştirilen yeni moleküller, destekleyici tedaviler ve yeni gıda takviye ürünlerinin yanı sıra deriye temas eden tüm kozmetik ürünler gelişebilecek alerji riskini de arttırmaktadır. Tüm bu moleküller, tek başlarına döküntüye veya dermatite neden olabilecekleri gibi kendi aralarında çapraz reaksiyonla veya güneşin tetikleyici ve arttırıcı etkileriyle bu riski arttırırlar.  Bu nedenle doktor muayenelerinde varsa kullanılan bu tür ürünler mutlaka hekime hatırlatılmalıdır. Bu sayede mevcut döküntünün nedenleri irdelenmiş ve olası yeni risklerden kaçınılmış olur. En sık sistemik döküntüye neden olan ilaçlar; antibiyotikler, ağrı kesiciler ve santral sinir sistemi ile ilgili ilaçlar olmakla birlikte topikal/yerel olarak kullanılan ilaçlara bağlı gelişen reaksiyonlar da azımsanmayacak sayıdadır.

Bir diğer konu yaygın kullanılan kozmetiklere bağlı gelişen dermatitlerdir. Günümüzde çoğu insanın tercih ettiği gibi kozmetik ürünler, iyi görünmenin hızlı ve basit bir yoludur. Hatta bir yönüyle bakıldığında özellikle kapatıcı ürünlere sosyal bağımlılık oluşmuş durumdadır. Ancak her ne kadar ürünlerin dermatolojik testleri yapılmış olsa da içerikleri deri reaksiyonları geliştirme riski (tahriş, kızarıklıklar veya alerji gibi) taşırlar. Topikal (dıştan) kullanılan kozmetik ürünler ve ilaçlar, derimizde iki türlü reaksiyona neden olabilirler.

  • Tahriş (irritan kontak dermatitma): En yaygın reaksiyonudur. Ürünün uygulandığı bölgede yanma, batma, kaşıntı ve kızarıklığa neden olur. Deri kuru veya hasarlıysa, tahriş edicilere karşı doğal korumasını kaybetmiş demektir. Bu da reaksiyonların daha ciddi veya daha kolay gerçekleşebileceği anlamına gelir. 
  • Alerji (alerjik kontakt dermatit). Ürün içeriğindeki bazı bileşen/lere karşı gelişen duyarlılık sonucu gelişen kızarıklık, şişme, kaşıntı veya kabarcıklarla karakterize olup şiddetli vakalarda bu döküntü, kullanılan alanların dışına da taşabilir. Parfümler ve ürün içerisindeki koruyucular en büyük riski oluştururlar.

Bu reaksiyonlar bazen güneşin de arttırıcı etkisi nedeniyle yüzde lekelenmelerin en önemli nedenlerindedir.  Kullanılan bu ürünlerin bu pek de nadir olmayan olumsuz etkileriyle karşılaşmamak için dikkat edilmesi gereken  önerilerimiz şunlardır. Tüm ürünleri kullanmaya başlamadan önce;

1. İçeriği okuyun: En az içeriğe sahip ürünler, riski en düşük olanlardır.

2. Önce bir yama testi yapın. Yeni bir ürünü kullanmaya başlamadan önce, kol ön iç kısmına küçük bir miktar sürün ve 48 ila 72 saat bekleyin. Eğer kızarıklık, şişme, kaşınma veya yanma fark ederseniz, alerjinizin olduğunun işaretidir bu nedenler de kullanmamalısınız.

3. Dikkatle püskürtün: Kullanılan ürün koku ise; her zaman kıyafetinize sıkın. Bu tarz uygulama deri reaksiyonu riskini azaltır. Ayrıca, kullandığınız diğer ürünlerle olumsuz reaksiyona girmesini önlemeye yardımcı olur.

4. Esas olan cildiniz: Her ne kadar ürün üzerinde “Hipoalerjenik”, “dermatolog tarafından test edilmiş”, “hassasiyeti test edilmiş” veya “tahriş edici değil” etiketleri yer alıyorsa da, bu derinizin reaksiyon göstermeyeceğini garanti etmez.

5.Kullanmayın ve yatıştırın: Deriniz bir kozmetik ürününe duyarlılık gösteriyorsa derhal kullanmayı bırakın. Bazen tahrişin hafifletilmesine yardımcı olmak için doktorunuzun önerdiği kortizonlu krem kullanmanız gerekebilir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki; kozmetik ürünler ve ilaçlar doğru zaman, bölge ve güvenilir önerilerle kullanıldıklarında problemlerin çözümüne ve önlenmesine katkı sağlarlar. Ancak iyi bir kullanıcı kullandığı ürünün etkilerini, muhtemel risklerini bilmeli ve gerektiğinde sorunu çözebilme becerisini gösterebilmeli, kendi sınırlarını aşan durumlarda da hekime başvurmalıdır.

Prof. Dr. Şemsettin Karaca tarafından yazılmıştır. Ekim-2017

Göz Çevresi Kırışıklıklarında Botoks Tedavisi

Botulinum toksin tipA; 2002 yılında FDA tarafından glabella çizgilerinde kullanımı onaylanmıştır. Bu tarihten beri, yatay alın çizgileri, kazayağı, “bunny”çizgileri, periorbital çizgiler ve plastismal bantlarda dahil olmak üzere yüzün bir çok alanında kozmetik amaçlı kullanılmaktadır.

Kaş çatmaya neden olan kaslarda ve göz kenarlarında oluşan kaz ayaklarında yapılan uygulamalar, kırışıklık oluşumuna engel de olur.  Botoksun etkisi ile uygulamadan 4-7 gün sonra, çizgiler açılır, daha aydınlık bir görünüm elde edilir.

KAZ AYAKLARINA Botulinum Toksin:

İnce cilt yapısına sahip olanlarda erken yaşlardan itibaren ince çizgiler belirmeye başlar.  Kalın cilde sahip olanlarda kırışıklıklar daha az sayıda ama daha derindir. Eğer kırışıklıklar tam oturmamışsa tek başına botoksu uygulaması yeterli olur. Ancak kaz ayağı kırışıklıkları eğer derinleşmişse dolgu ve botoksu kombine uygulamaları daha etkin bir sonuç verir.

Kırışıklıkların genişliği göz etrafı kasının çapına bağlıdır. Bazı kişilerde yanağa kadar inen kırışıklıklar olabilir.

Göz altı torbası olanlarda, yüzü aşırı mimikli olanlarda botoks tedavisinin bazı riskleri vardır.  Botoksun kas hareketini azaltmasına bağlı olarak gözaltı torbalarında artış görülebilir. Yüz mimikleri fazla olanlarda botoks yapılmayan bölgelerde mimik artışı görülebilir. Bu sebeple botoks uygulamalarının tecrübeli kişilerce uygulanmalıdır.

Alt göz kapağındaki çizgilenmeler ile uyumsuzluk olmaması için botoks uygulama alanı, alt göz kapağı alt ve dış yanına kadar genişletilmelidir. Bu sayede alt göz kapağı hareketleri de bir miktar azaltılmış olur ve daha uyumlu bir geçiş sağlanabilir. Alt göz kapağında botoks uygulanabilecek alan sınırlıdır; bu bölgede difüzyonundan kaçınılmalıdır. Bu nedenle uygulayıcı hekim, tecrübeli olmalıdır.

KAŞ ARASI Botulinum Toksin Uygulaması:

Kaş arasındaki belirgin dikey çizgiler botoks ile düzeltilebilir. Kaş çatma ya da kızma gibi mimik hareketlerinin tekrarlayıcı etkileri sonucu kaş arasında çizgi şeklinde kırışıklıklar ortaya çıkar. Bu çizgilenme tek ya da birden fazla diklemesine şekildedir. Bu çizgilerin derinliği kişinin kaş çatma kaslarının gücüne ve ne kadar mimik hareketi yaptığı ile ilgilidir.

Kaşlar arasındaki bu çizgilenme zamanla derinleşir ve ciltte hacim kaybı oluşturur. Bu evre oluşmadan yapılan botoks uygulaması doğrudan etki gösterir. Geç müdahale edilmiş ya da uzun süredir çizginin varolduğu kişilerde, kırışıklık kat izi şekline dönmüş olabilir. Bu kat izi formunu düzeltebilmek için kaş arası botoks tedavisi sonrası yapılacak dolgu uygulaması en iyi sonucu verecektir.

Glabella çizgilerinde enjeksiyon bölgesi ve miktarını kaş yapısı belirler. Kavisli, bayan tipi kaşlara, botoksun toplam uygulama dozu ile düz erkek tipi kaşlara uygulanacak dozu birbirine göre farklılıklar gösterir.

KAŞ KALDIRMA için Botulinum Toksin Uygulaması:

Yaşın ilerlemesi ve mimik hareketlerinin sık kullanılmasına bağlı olarak kaşlarda düşüklük meydana gelebilir. Alın bölgesi ve göz etrafına uygulanan botoksla kaşların kaldırılması mümkündür.  Botoksla kaş kaldırma tedavisi, kişiye göre değişiklik göstermektedir. Kaş yapısı, alın ve göz çevresindeki problemlerin görünümü değişir ve uygulama kişiye göre değerlendirilmelidir. Ameliyatsız kaş kaldırma yöntemi olarak bazı kişilerde ideal sonuçlar verirken; bazı kişilerde botoks ile elde edilebilecek kaldırma seviyesi yeterli olmayabilir. Ameliyatsız yöntemlerden İple kaş kaldırma uygulaması tercih edilebilir.

Bu bölge kasları kaş çatma dışında bir fonksiyon göstermediklerinden tedavinin amacı bu kaslarda belirgin bir zayıflama elde etmek olmalıdır. Bu kasların yeri, boyutları ve kullanımı bireysel farklılıklar gösterdiğinden tedavi dozu ve tedavi alanları bireye özel olmalıdır.

Ayrıca burun kökündeki tavşan çizgileri de yine bo-tox ve dolgu uygulamaları ile tedavi edilebilir.

Botulinum toksin tedavisine en fazla yanıt verecek hastalar 30-50 yaş grubundaki hastalardır, çünkü bu yaş grubun da görülen kırışıklıklar, deri elastisitesinin kaybından çok kas aktivitesine bağlı olarak gelişmektedir. Kasların gevşemesine bağlı yaşlanma çizgileri sadece bo-tox tedavisi ile düzeltilemez. Başka tedaviler ile kombine edilmesi önerilir.

Saten Dolgu Nedir

Saten Dolgu (Skin Booster)

Saten Dolgu; cildin kondüsyonunu yavaşça arttıran, elastikiyet kazandıran, ince kırışıklıkları ve yaşlanmaya bağlı eksilen hyaluronik asit etkisini yerine koyan bir uygulamadır.

Cildinizde Nasıl Bir Etki Yaratır?

Cildin aydınlığa ve pürüzsüz görünüme kavuşmasını kim istemez ki? Bu nedenle adına “Saten dolgu” denilen bu uygulama ile cildinizi iyi hissetten etkileri yaşayabilirsiniz.

Saten dolgu içeriğindeki hyaluronik asit, cilt altındaki kollajen ve elastik dokuları desteklediği için sivilce izi tedavisinde lazer ve radyofrekans sistemleri ile birlikte veya tek başına uygulanabilir. Tüm yüze, boyuna, dekolteye ve el üstlerine uygulanabilir. Saten dolgu yüze hacim veren, yüzü doldurma etkisi ile şişiren bir madde değildir. Görevi: ciltteki hyaluronik asit maddesini destekleyerek; kaybettiği nemi geri kazandırmaktadır. Saten dolgu NASHA adındaki özel teknoloji ile üretildiği için yüze hacim vermez, herhangi bir alerjik reaksiyon yapmaz. En önemli fark ise etki süresinin benzer uygulamalara göre daha uzun olmasıdır.

Uygulama Nasıl Yapılır?

Saten dolgusu işleminde herhangi bir anestezik madde kullanılmaz. Sıklıkla dolgu maddelerinin içinde ufak miktarlarda lokal anestezik maddeler bulunur bu yüzden işlem sırasında veya sonrasında ağrı veya acı hissetmezsiniz. Derinin orta tabakasına, küçük enjeksiyonlar şeklinde yapılır ve yaklaşık olarak 15 – 20 dakika sürer. 20 yaş itibariyle uygulanabilir.

Uygulama Sonrası:

Saten dolgunun etkisi 7-10 günde ortaya çıkar. Ciltte parlaklık, cildin esnekliğinde artış, ince kırışıklıklarda azalma görülür. Bu etki uygulanan alana göre değişmekle birlikte 12 aya kadar sürmektedir. Şimdiye kadar yaklaşık 3,5 milyon hastaya uygulama yapılarak, kalıcılık etkisinin bu verileri desteklediği görülmüştür.

 

İğneli Radyofrekans-Altın İğne Nedir?

İğneli radyofrakans’ın diğer sistemlerden farkı altın mikro iğnelerle cildin orta tabakasındaki kolajen ve elastin hücrelerini stimule ederek, yüzde ameliyatsız bir yüz germe etkisi yaratabilmesidir.

Nasıl böyle bir sistem ortaya çıkmıştır?

Klasik radyofrekans yöntemine bazı özelliklerin eklenmesi ile yeni jenerasyon uygulamalar elde edilmiştir. Radyofrekans yönteminin fraksiyonel hale getirilmesi ile uygulanan güç; bir bütün halinde değil, yan yana birçok küçük noktadan cilde nüfus etmektedir. Fraksiyonel özellik, belirlenen noktaraldan verildiği için; doku hasarlanması daha azdır.  Bu gelişim ile birlikte  “fraksiyonel radyofrekans” ilk bilinen adı  Thermage ile  piyasada yer almıştır. Halen geniş kullanım alanı bulunan radyofrekans cihazı olan Thermage'da  derinin tüm katmanları etkilenmektedir. Bu teknolojide kullanılan radyofrekans özelliği monopolardır. 

Cilt katmanlarının tümünü etkilemeden, daha az agresif özellikleri araştırılarak yeni radyofrekans cihazları hazırlanmıştır. Bunlar; mikro iğneler ile cildin doğrundan içine enerji akımını veren üçüncü kuşak radyofrekans cihazlarıdır. Mikro-iğneler ile donatılmış olan radyofrekans cihazının akım çıkışı sağlayan ünitesi, derinin üst tabakası olan epidermisi atlayıp, dermis isimli orta tabakaya ulaşmaktadır.” İğneli radyofrakans’ın, mikro iğne elektrotlar aracılığıyla gönderilen minimal invaziv fraksiyonel bi-polar ya da tripolar radyo frekans enerjisi verilir,  epidermise ve dermise 0.5-3.5mm’den doğrudan gelen kontrollü ve etkili bir ısı sağlar. Burada kullanılan iğneler altından yapıldığı için bu yöntem “altın iğne” olarak ta anılmaktadır. Cilt hasarı minimize edilmiştir ,  Radyofrekans enerjisinin altın iğneler ile doğrudan dermis tabakası içine aktarılması sonucu ; Fibroblast hücrelerinin uyarılması ile de yeni kolajen üretimi başlatılır.

Hangi Amaçlarla Kullanılır:
  • Cilt kırışıklıklarının tedavisi
  • Cilt yenilenmesi ve kalitesinin arttırılması
  • Yüz, boyun, dekolte bölgesi sarkmaları
  • Yara izi (skar) tedavisi
  • Sivilce izlerinin tedavisi
  • Cilt lekelerinin tedavisinde
  • Gebelik çatlaklarının tedavisi
  • Kilo alıp verme gibi çeşitli nedenlere bağlı oluşan çatlakların tedavisi
  • Kol ve bacaklardaki sarkmaların tedavisi
  • Gözeneklerin sıkıştırılması
Uygulama Ağrılı mıdır?

İğneli radyofrekans tedavisi birçok hasta tarafından iyi tolere edilmektedir. Fakat daha hassas kişilerde seanstan 30-60 dakika önce uygulanacak uyuşturucu bir krem işlemin konforlu bir şekilde tamamlanması için yeterli olacaktır.

Uygulama Sayısı ve Sonrası Süreç Nasıldır?

Genellikle kırışıklık ve cilt kalitesinin artması için 4 hafta ara ile 2 seans yapılmaktadır. Ancak yara ve akne izleri için daha fazla uygulama gerekebilir. Uygulama sonrası 1-2 gün bir miktar kızarıklık olabilmektedir, bazen hafif bir kabuklanma gözlenmektedir. Uygulama sonrası, ertesi gün uygun kapatıcılar ile sosyal yaşama rahatlıkla devam edilebilmektedir. Etkinin görünmesi birkaç hafta almaktadır. Maksimum etki ise son seanstan 3-4 hafta sonra izlenmektedir. Uygulama sonrası düzenli olarak nemlendirici krem kullanılmalı ve güneşten koruyucu krem de mutlaka ihmal edilememelidir.

 

Cilt Yenileme Lazerleri ve Kullanım Alanları

Cildin üst tabakalarını yenileyerek; gençleştiren çok sayıda lazer platformu vardır. Değişik varyasyonlardaki bu lazerler lentijinlerin görünümünü iyileştirir, fotoyaşlanmayı ortadan kaldırır, akne ve diğer nedenlerden kaynaklanan izlerin görünümünü azaltır, lekeleri tedavi eder. Dermatolojik lazerleri, çalışma prensiplerine göre sınıflara ayırabiliriz; Hali hazırda kullanılmakta olan radyofrekans teknolojilerinin yanı sıra fraksiyonel özellikli olan ya da olmayan ablatif ve nonablatif lazerlerden bahsetmek gerekir. Non-ablatif lazerler daha hızlı iyileşme sağlarken, etkinlikleri de ablatif lazerler kadar artmaktadır. Fraksiyonel lazerlerde üreticiler, lazerin etkisini dağıtarak; tedavinin sayısının arttırırken; iyileşme süresinin kısalmasını ve komplikasyonlarının azalmasını hedeflemeye başlamışlardır. Burada uygulamalarda kullanılabilecek lazerlerin tanımlamasını, farklarını anlatmak, tedavi amaçlarını gözden geçirmek için derleme yapmayı hedefledik.

Lazer cilt yenileme teknolojileri, kozmetik cerrahi uygulayıcıların; cildin tonunu, dokusunu ve pigmentasyonunu iyileştirmek için kullanabilecekleri geniş bir platformdur.  Lazerle cildin yenilenmesi, cerrahi yapılan bir facelift veya blefaroplasti yerine geçmese de, uygun lazer cildi daha sıkı görünüme kavuştururken, aynı zamanda lentijinlerin, ritidlerin, deri dokusunun ve çok çeşitli yara izlerinin görünümünü iyileştirir.

Fraksiyonel  lazer, ablatif lazer ya da non-ablatif lazerler ne demektir?

Lazerler, uygulama yapılacak alana tam yayılım göstermesi ya da bu alan içinde eşit parçalara bölünerek etki etmesi şeklinde bir ayrım gösterirler. TV ekranındaki pikseller üzerinden anlatılırsa; görüntüyü oluşturan her pikseli tedavi etmek ya da tedavi alanındaki piksellerin eşit dağılmış bir bölümüne etki etmesi şeklinde söylenebilir.

Ablatif lazerler dokuyu buharlaştırır ve bu nedenle ablatif olmayan lazerlerle karşılaştırıldığında daha agresiftirler. Ablatif lazerler çok daha fazla iyileşme zamanı ve sonuçları daha uzun sürede görme etkileri olsa da, hala en dramatik sonuçları üreten lazerler olmaya devam ediyorlar.

Daha ciddi yüz kırışıklıkları, yoğun lekeler ve dokusal cilt sorunları için ablatif lazer sıklıkla tercih edilen tedavi yöntemidir.

Ablatif lazerlerin muhtemel yan etkileri olmaksızın, daha ılımlı iyileştirme isteyen, işe dönme zamanı çok kısa olan hastalar için, nonablatif olmayan lazerler genellikle idealdir. Bu lazerler gençleştirici cilt efekti üretirken epidermisi sağlam durumda bırakırlar. Teknolojiye bağlı olarak, nonablatif lazer tedavileri, daha ince kırışıkların görünümünü en aza indirebilir, cildin dokusunu ve tonunu iyileştirebilir ve pigmentasyon tedavisinde kullanılabilir.  Buna kıyasla, tedaviler daha naziktir ve hastanın güncel aktivitelerini kısıtlamaz ancak daha ılımlı bir yanıt üretir.

Nihayetinde bir hastanın ihtiyaçları ideal lazerin seçimini emreder.

Bu derlemede, birçok mevcut lazer arasındaki farkları gözden geçirmeyi ve böylece en uygun lazerin tanımlanmasını kolaylaştırmayı amaçlıyoruz.


ABLATİF LAZERLER

Ablatif lazer; cildin epidermal tabakasını temizler ve cilt yenilemesi için en dramatik sonuçları üretir. Lazer uygulamasında, hızla cilt dokusundaki su molekülleri aşırı ısınırlar. Su gaza dönüştüğünde, cilt hücreleri hassas bir cilt soyma etkisi ile buharlaştırılır. Bu etki ile deriyi sıkıştırmak için  gereken, dermis ve epidermisin kolajen oluşumunu ve geri çekilmesini sağlar. Bu lazerler, ciddi güneş hasarı ve sivilce izlerinin iyileştirilmesinde hala en etkili tedavi yöntemi olarak görülmektedir.

Ablatif lazerlerin, ortaya çıkan ciddi yan etkilerinin başında zor yara iyileşmesi gibi bir profili vardır. Bununla birlikte, yeni jenerasyon fraksiyonel özellikli ablatif lazerler, tedavinin travmasını azaltabilir ve hastanın günlük yaşantısından uzaklaşma süresini azaltırken yine etkili sonuçları ile tercih edilir. Bu lazerler  (doğrudan ablatif olan) önceki modellerden çok daha güvenlidir, ancak yine de skar, renk değişikliği ve ciltte enfeksiyon ihtimali gibi, ciddi hasar riski yüksektir.

KARBONDİOKSİT LAZER

Lazer cilt yüzeylemesi, karbondioksit (CO2) lazerinin yüz gençleşmesine uygulanmasıyla başlamış ve fotorejenerasyon alanında yeni bir dönem başlatılmıştır. Bu ilk lazerler, daha eski dermabrazyon ve kimyasal soyma teknikleriyle doktorun daha hassas olmasını sağlamıştır. Bu ilk CO2 lazerleri kesintisiz dalga boyuna sahiptir. Cilt yenileme sağlarken, istenmeyen yara izi de dahil olmak üzere yan etkilerin oranları yüksektir. Kontrolün arttırılması için kısa atışlara sahip, frekanslı CO2 lazerler geliştirilmiştir. Bununla birlikte, bu teknik hala ablatif olarak geçer ve 2 haftalık uzun bir iyileşme periyodu bulunmaktadır.
CO2 lazer, 10,600 nm dalga boyunda ışık yayar. Bu dalga boyu, doku suyuyla kuvvetli bir şekilde emilir. 1 ms'den daha kısa bir sürede, lazer pulse başına dokuyu 20 ila 30 μm'ye kadar buharlaştırır. Bu, artık ısıl hasarın (diğer bir deyişle çevresindeki dokuyu ısıtma etkisini) dokunun 100 ila 150 um'lik bir tabakasına sınırlar. 100 ila 200 um'lik küçük kirişler hızlı doku buharlaşmasını sağlarken, 2 mm'den büyük kirişler buharlaşmayı tetiklememekte ve derin termal hasar riskini arttırmaktadır. Bu olasılığın üstesinden gelinmesi, ablasyonun derinliğini kontrol etmek için yüksek darbeli veya taramalı CO2 lazerlerin geliştirilmesine yol açmıştır.
CO2 lazer sistemleri, özellikle gözler veya ağız çevresinde ince kırışıklıkların hafifletilmesinde, en iyi sonucu verir. Daha derin kırışıklıkları ciddi azaltır ve ince kırışıklıkları rı ortadan kaldırır.  Kırışıklıklara ek olarak CO2 lazerler, akne izive atrofik izleri hafifletmede de etkilidir.
Fraksiyonel olmayan CO2 lazerlerinin uzun süren, uzun yan etkisi; kalıcı cilt hipopigmentasyonudur, ancak kalıcı hiperpigmentasyon nadiren ortaya çıkabilir. Geçici hiperpigmentasyon doza bağlı olarak daha yaygındır fakat geçicitir. Hipopigmentasyon miktarı, lazer tarafından sağlanan hasar miktarı ile ilgilidir. Öte yandan, hasarlanma; birçok hastada fotorejuvenasyon tedavisinin asıl amacı olan kırışık azaltma miktarı ile de bağlantılıdır.

ER:YAG LAZERLER

Erbiyum katkılı itriyum alüminyum granat (Er: YAG) lazeri geliştirilecek bir sonraki lazer sistemi idi. Kızılötesi alanda 2940 nm dalga boyunda ışık yayar. Bu frekans, suyun pik absorpsiyon aralığına çok daha yakın olduğundan CO2 lazerinden 16 kat fazla emme katsayısına sahiptir. Bu daha fazla emilim, epidermise penetrasyon derinliğini 10 kat azaltır. Çevreleyen dokulara daha az zarar verilerek cildin daha hassas rejuvenasyonu mümkündür, bu bir avantajdır.
CO2 lazerlerle karşılaştırıldığında, Er: YAG lazerinin benzer etkinliği vardır. Bununla birlikte, CO2 lazerinin biraz daha üstün olduğu düşünülmektedir. Bu avantajın, CO2 lazerlerle daha iyi doku sıkılaştırması nedeniyle olduğu düşünülmektedir. Er: YAG lazerin uygulama sonrası ödem ve derideki daha az kabuklanma süresi gibi daha az yan etkisi vardır.

 

NON-ABLATIF, NON-FRAKSİYONEL LAZERLER

Nonablatif ve fraksiyonel olmayan lazerler 1990'ların sonunda öncelikli olarak cilt yenilemede kullanılan lazerler pazarına girdi. Bu lazer sınıfı deride nazik bir etki oluşturarak dermiste kontrollü doku hasarına neden olur ve dermal etkilendirme ve kollajen üretimini uyarır. Nonablatif lazerlerin sonuçları ablatif ilaçlarla karşılaştırıldığında hafiftir ancak ciltte kademeli düzelme isteyen hastalar, en az iyileşme ve yan etki profili nedeniyle sıklıkla bu lazer sınıfını seçerler. Ablatif olmayan lazerlere kıyasla potansiyel zararı azaltma riski, ablatif lazerlere kıyasla önemli ölçüde daha düşüktür. Bu lazerler için en önemli yararı, bir tedaviden sonra CO2 / erbiyum lazerlere kıyasla hastanın normal yaşantısına dönme süresinde belirgin azalmadır. Hastalar ciltte pul pul dökülmeden veya soyulmadan birkaç saatte eritem görürler. Çok ılımlı etkiler için dört ila altı tedaviler gereklidir. Bazı çalışmalar kırışıklık tedavisinde  iyileşmesinin sınırlı olduğunu; akne skarlarında daha sıkça kullanıldığını göstermiştir.  Daha koyu ciltlerde ablatif lazer kullanımı ile ortaya çıkan anormal pigmentasyona neden olmadıklarından, koyu cilt tonlarına sahip hastalar da nonablatif lazerler için adaydır

 

NON-ABLATIF, FRAKSİYONEL LAZERLER

Nonablatif fraksiyonlu lazerler, 2005 yılında piyasaya giren hem fraksiyonel hem de nonablatif teknolojilerin en nazik ve güvenli yönlerini birleştirmiştir. Bu lazer sınıfı dokuyu, hafif ila orta dereceli kırışıklıkları iyileştirmeyi ve sivilceleri düzeltmeyi ve hiperpigmentasyon tedavisini amaçlamaktadır. Boyun, dekolte ve ihtiyaç olan başka bölgeler de bu lazerlere karşı güvenle ve etkili bir şekilde tepki vermektedir. Lazerlerin fraksiyonel deseni, tedavinin yanı sıra güvenlik ve downtime profili ile de yardımcı olur. Tedavi orta derecede normal yaşantıdan uzaklaşma gerektirir ve orta derecede sonuç verir. Bu lazerler ile sınırlı sayıda doku hasarı ve melanosit uyarımı oluşturduğu için, daha koyu tenli bireylerde de renk değişikliği riski azdır. Tedavi ağrılı olabilir ve lokal anestezi ile hastanın rahatsızlığını azaltmada yardımcı olur.


1540-nm (PalomarStarLux 1540 and Palomar Icon) and 1550-nm Erbium Glass Lasers (Solta Fraxel re:store) and the Combination of 1550-nm Erbium Glass and 1927-nm Thulium Fiber Lasers (Solta Fraxel re:store DUAL)- 1565-nm ( Lumenis ResurFX Erbium Glass)

1540 ve 1550 nm erbiyum fiber lazerler ve 1927 nm tülium fiber lazer, ablatif ve nonablatif özelliklere sahip, hem epidermal hem de dermal cilt kusurlarını tedavi etmeye yarayan fraksiyonel lazerlerdir. Bu lazer sınıfı, epidermal pigmentasyon, fotoaging, melazma, atrofik, cerrahi ve sivilceye bağlı yara izi ve ilave dokusal kusurları güvenli bir şekilde ve etkili bir şekilde tedavi eder. Diğer lazerlerde olduğu gibi, lazer de Dermis, kontrollü termal doku hasarına neden olmak için nazikçe ısıtılır.Fraksiyonel Lazer, her iki deri katmanını hedef alırken bile epidermisin iyileşme işlevini koruyarak, tedavi edilen bölge boyunca doku hasarının sütunlarının alan olarak kesin, düzenli bir modellemesine izin verir. Dermis ve epidermisi hedef alan fraksiyonel tedavi modeli sayesinde bu lazerler, ablatif olmayan bir lazerin cilt yüzey yenileme kabiliyetlerini arttırırken, nonablatif olmayan lazerin downtime profilini korurlar. Bununla birlikte, lazer aynı anda yalnızca hastanın cildinin bir kısmını hedefleyebildiğinden, en iyi sonuçlar için 2-4 hafta arayla daha fazla tedavi gerekir.

Oxygeneo Teknolojisi ile Cilt Bakım

 

OxyGeneo TM Teknolojisi, doğal kaplıca sularının herkes tarafından bilinen yüksek iyileştirici gücünden ilham almaktadır. Kaplıca suları, deride oksijen içeriğinin artmasını tetiklemeye yardımcı yüksek karbon dioksit içerikleri ile bilinmektedirler.

OxyGeneo teknolojisi kaplıca sularının deri üzerindeki etkisini tekrarlayıcı niteliktedir, uygulamanın yapıldığı alanda dokuların oksijene doyması için gerekli doğal bir “doku yanıtını” tetikler, derinin kendini yenileyecek etken maddeleri optimal düzeyde absorbe etmesini kolaylaştırır.

OxyGeneo aynı zamanda

·         derinin en yüzeyel katmanlarını temizler ve

·         hafif biçimde mekanik olarak soyar.

·         Derinin bu yönde oksijenlenmesi ve soyulması yaşamsal enerjisini yenilemesine, parlaklığının yeniden ortaya çıkmasına, beslenmesine, dengelenmesine ve sağlıklı bir görünüme kavuşmasına aracı olur

OxyGeneo İçindeki Diğer Teknolojiler:

En genel tanımıyla radyofrekans uygulaması ısı enerjisinin deride belli bir derecede ve belli bir derinliğe aktarılması yoluyla yapılan termal bir uygulamadır. Bu uygulamanın en gelişmiş örneklerinden biri olan Tripollar Radyofrekans  uygulaması kolajen liflerin kasılması ile deride hızlı bir sıkılaşma sağlar. Bu sıkılaşma genellikle ilk uygulamadan hemen sonra hissedilebilen bir gelişmedir. Tekrarlayan seanslar sonrasında ise uzun dönemli bir etki olarak yeni kolajen liflerin oluşumu ve deri dokusunda daha sıkı, daha canlı bir görünüm hedeflenir.

Deri katmanlarını kontrollü biçimde ısıtarak kolajen lifleri gerginleştiren ve sıkılaştıran, cilde daha diri, dolgun, pürüzsüz bir görünüm veren Tripollar Radyofrekans uygulaması GeneO+ platformu tarafından etkili, güvenilir ve acısız biçimde yapılabilmektedir.  GeneO+ ile uygulanan radyofrekans yüz hatlarının şekillendirilmesine yardımcı olur, ağız ve göz çevresi gibi cilt yaşlanmasının sık görüldüğü alanlarda daha ilk uygulamada dahi fark edilen bir düzelme sağlar. Çevresel faktörler nedeniyle yıpranmış, tıkanmış, hafif akneli, renk tonu farklılıkları gözlenen, ince çizgi ve kırışıklıklar içeren bir cilt yapısı GeneO+ uygulamasından büyük ölçüde yarar görecektir. Ayrıca herhangi bir cilt sorunu olmasa da görsel açıdan ön plana çıkmanın önemli olduğu sosyal olaylar öncesinde (konser, gösteri, törenler vb..) yapılacak bir GeneO+ uygulaması kişiye kendisine tazelenmiş ve yenilenmiş hissettirecektir.

 

TriPollar® Teknolojisi

En genel tanımıyla radyofrekans uygulaması ısı enerjisinin deride belli bir derecede ve belli bir derinliğe aktarılması yoluyla yapılan termal bir uygulamadır. Bu uygulamanın en gelişmiş örneklerinden biri olan Tripollar Radyofrekans  uygulaması kolajen liflerin kasılması ile deride hızlı bir sıkılaşma sağlar. Bu sıkılaşma genellikle ilk uygulamadan hemen sonra hissedilebilen bir gelişmedir. Tekrarlayan seanslar sonrasında ise uzun dönemli bir etki olarak yeni kolajen liflerin oluşumu ve deri dokusunda daha sıkı, daha canlı bir görünüm hedeflenir.

Deri katmanlarını kontrollü biçimde ısıtarak kolajen lifleri gerginleştiren ve sıkılaştıran, cilde daha diri, dolgun, pürüzsüz bir görünüm veren Tripollar Radyofrekans uygulaması GeneO+ platformu tarafından etkili, güvenilir ve acısız biçimde yapılabilmektedir.  GeneO+ ile uygulanan radyofrekans yüz hatlarının şekillendirilmesine yardımcı olur, ağız ve göz çevresi gibi cilt yaşlanmasının sık görüldüğü alanlarda daha ilk uygulamada dahi fark edilen bir düzelme sağlar. Çevresel faktörler nedeniyle yıpranmış, tıkanmış, hafif akneli, renk tonu farklılıkları gözlenen, ince çizgi ve kırışıklıklar içeren bir cilt yapısı GeneO+ uygulamasından büyük ölçüde yarar görecektir. Ayrıca herhangi bir cilt sorunu olmasa da görsel açıdan ön plana çıkmanın önemli olduğu sosyal olaylar öncesinde (konser, gösteri, törenler vb..) yapılacak bir GeneO+ uygulaması kişiye kendisine tazelenmiş ve yenilenmiş hissettirecektir.

 

Ultrason Teknolojisi

Deriye aktarılan ses dalgaları etken maddelerin deriye kolay ve acısız biçimde nüfuz etmesini sağlar. Böylece cildin yapısına özel gereksinim duyulan etken madde bileşimleri kolay , acısız ve etkin biçimde deriye nüfuz edebilir.

 

Psoriasis (Sedef) Hastalığı

Sedef hastalığı, üstü gümüş rengi pullarla kaplı kırmızı lekelerle ortaya çıkan, nedeni bilinmeyen bir deri hastalığıdır. Sedefin klasik yarası deriden kabarık, pullu, daire veya oval şekilde kenarları keskin sınırlıdır. Pullanma gümüşi veya beyaz renktedir. Hastalığın nedeni bilinmediğinden tedavi, belirtilerin şiddetine göre planlanmaktadır.  Belirtilere yönelik tedavi, olguların çoğunda klinik iyileşme sağlar. Ayrıca hastalığın, hastanın yaşamı üzerindeki etkisini göz önünde bulundurmak tedavideki başarının bir parçasıdır.

Aşağıda  Dermatolog Prof. Dr. Şemsettin Karaca Psoriasis sunumunu bulabilirsiniz. TIKLAYIN